Ama bu kez Honda düşürdü. Aynı hatayı tekrar tekrar yapmış olsam bile kabul etmemi beklemiyordunuz herhalde.
Motoru dün düşürdüğümü yazdım ya, yakınlarım pek bir endişelenmişler. Bu sabahı telefonda geçiriyorum. Ama motorcu bir arkadaşım da arayınca ilave açıklama gerektiğini anladım. Eğer motoru durduğu yerde devirirseniz bunun ismi motoru düşürmektir. Bazen sol ayağınızı bastığınız yerde plastik torba, muz kabuğu, ıslaklık gibi kaygan bir zemin olur ve ayağınız kayar, bazen ise dün benimkinde olduğu gibi ağırlık merkezini yanlış tarafta konumlandırırsınız ve motorun eğimi bozuldukça ağırlık noktası dışarı kayar, motor ağırlaşır ve yan yatar. Bu önemli bir durum değildir zaten motor yatınca siz bir miktar ileri fırlarsınız ve altında kalmazsını, ama oldu fırlamadınız her zaman bir bir bacak boşluğu vardır ki arada sıkışmazsınız. Sıklıkla lastik top gibi sekersiniz. Ama bazen olmayacak gibi görünen olur, o zaman da talihsizliğinize verirsiniz. Ama ben şanslı insanlardanımdır. Bana bir şeycikler olmaz.
Hikayelerimi okuyanlar bilirler BMW almaya gittiğim de yatırın şu motoru bir kaldırmaya çalışayım dediğimde satıcı bıyık altı gülümseme ile bu motoru kullananlar düşürmezler demişti. Bizim meslekte bilirsiniz kimlerin hiç komplikasyonu olmadığını. Niye düşürülmesin, bal gibi düşürülür, hem düşürülmeyecektiyse neden koruma demiri satıyorsunuz. Fazla uğraşmadım ve almadım, iyi ki de almamışım zira motorlara bakış açım değişti ve düşürdüğümde kolaylıkla kaldırabileceğim bir motor istiyorum çünkü dağa çıkacağım.
Olympos dağının eteğindeki Litochoro’dan 8 gibi yola çıktım ve hedefim Plastiras gölünün kıyısındaki Belokomiti köyü. Mesafe 182 km. İzleyebileceğim üç yol var. Birinde gidebildiğim kadar Egnatia Odos’tan (Odos Yunanca’da yol demek, Egnatia ise Romalı devlet adamı Gnaeus Egnatius’tan geliyor ama ismin asıl ilginç olan tarafı antik dönemde Roma’yı ve İstanbul’u Adriyatik Denizi’ne bağlayan ana ticaret ve askeri yolun adı olmasıdır) Bu yol paralı olmakla birlikte aldığı parayı hiç hak etmez ve büyük bir kısmı yamalı bohça gibidir. Yolu kısaltması nedeniyle ağır vasıta trafiğinin yoğun olduğu, uzun düzlüklerinde motorda bile uyuyabileceğiniz bir yoldur. Diğer alternatifler ise eski devlet yolları idi ben de birini seçtim. Bir de buralarla ilgili bir not, bu paralı yollarda neredeyse hiç benzin istasyonu bulunmaz, bazı park alanları vardır, hatta bazılarında tuvalet bile vardır ama ilk ve son temizliği inşaa edildiği anda gerçekleştirilmiştir. Diğer yollar uzun ama keyiflidir. Benzinci ve kahve vardır. Benimki de harika idi. Yeri gelmişken iç Yunanistan’dan söz etmekte fayda var. Öyle Santorini havasını bulmak pek mümkün değil. Anadolu’nun herhangi bir yerinden çekeceğiniz görüntüden farkı yoktur. Aşağıdaki kapıdaki yazı taşındıklarını belirtiyor ve yeni telefonu veriyor.

Orta Anadolu gibi ekili alanlar, tek tük tepecikler. Fırsat bulup çekemedim ama bizde rulo yapılarak toplanan buğday saplarının buradaki balyaları dikdörtgen.


Bu sıkıcı, biteviye ve yüksek ısıda iyice zor tahammül edilen durum Pindus sıra dağlarının eteklerinde son buldu. Soldaki uydu fotoğrafında sağ üst köşeden yaklaşıyorum. Ve batı kıyısından Güney’e doğru gideceğim.Yavaş yavas (siga siga) dağlara tırmanmaya başlayınca hem görüntüler hareketlendi hem de hava 5-6 derece düştü. Plastiras gölü bir baraj gölü, 50’li yılların ortalarında yapılmış, Avrupadaki en yüksek yapay göl olarak namı var. Sanırım rakımı 750 civarında. Buradaki numaraları biraz sonra açıklayacağım. Ön bilgi vermek gerekirse 1 benim kaldığım yer. Yani Belokomiti, kilise ve evden başka bir de izbe lokantanın olduğu bir köy. Para verip bir şey almak isteseniz yok 4’e gitmeniz gerekiyor. Orası Neochori, bakkal, eczane ve birkaç lokanta var. Bir de aynı yönde Kalyvia var ki orası daha da gelişmiş. Ama mütevazi gezginler için 4 iyi bir üs. 1 ise yokluk ve köy içi ses anarşisi..
Lafı bilerek uzatıyorum, hani yemeğin sulu kısmının sona kalması gibi, motoru sona bırakıyorum. Ama sonun sonu da olacak az sonra. Evet yetersiz internet bağlantısı nedeniyle sıklıkla hata yapan navigasyon ile oteli, yani pansiyonu buldum. Sağdaki benim kalacağım yer ve fotoğraftaki ağaçtan zar zor görülen basamakları çıkınca odanıza ulaşıyorsunuz. Benim odam giriş katında ama giriş katı bile 35 basamak. 34-38 basamak yaklaşık iki kat, Binanın hemen yanındaki park yerine motorumu nasıl çıkaracağımı sorduğumda aşağıdan bir giriş olduğunu söylediler. Ben de motordaki bir kısım eşyayı bırakıp oraya motoru çekmek için indim aşağıya. Motor hocam Koray Küden bana her zaman elbiselerimi giymemi, kaskımı ve eldivenlerimi takmamı söylerdi. Her şeyi yaptım ama hemen şuradaki park yeri için eldivenlerimi giymedim.

Sola 130 derece dönülecek köşe bir de sağa doğru 15 derece eğimli zemin olunca bir defada dönemeyeceğimi düşündüm. Önce inip inceledim ve ilk adımda 90 derece dönüp, motoru geri kaydırıp kavsin geri kalanını ikinci hamlede almaya karar verdim. Bindim motoruma, 90 dereceyi az gazla yaparken birden motor sustu. Bu sorundan daha önce de söz etmiştim. Kısaca Honda’nın bu motoru kullandığı Africa Twin ve NT 1100 modellerine özgü bir durum. Motor durunca geri kaymamak için fren sıkılır ve sol ayak yeri arar ama bacak kısa, tüm bedenimle sola yüklenmece ama kaçınılmaz bir şekilde sağa yatmaya başlama ve son aşamada lastik top gibi sekmece. Motor yattı ben yokuşun başlangıcına kadar yuvarlandım. Bir gün önceki deneyimden öğrendiğim gibi yükleri ile kaldıramayacağım için önce tüm sökülebilirleri söktüm.

Sonra squad pozisyonu, nafile, 45 dereceden fazla dikilmiyor. Aaaaah sırtım da ses veriyor. Allah’tan el freni çekili, motor geri kaymıyor. Yapacak bir şey yok, birinin geçmesini beklemek veya pansiyoncunun beni merak etmesi dışında. Pansiyoncu tombik teyze beni arayıp halimi görünce İngilizce bilen oğlunu arıyor, oğlan bana babasının dizlerinin sorunlu olduğunu bana yardıma birini göndereceğini söyledi. Ve Akis geldi. Akis le birlikte sonunda kaldırdık, kaldırdık ama ancak elimin kanadığını o zaman farkına vardım. Koray eldiveni her an giymemi söylemişti. Sağolsun Akis’in arabasında ilk yardım çantası varmış. Elime pansuman yaptı.

Açtım Google çeviriyi. Ben:Akis sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum, sayende yola devam edebileceğim Akis: Sen yolu boşver doktora gidecek misin? Ben: Akis doktor burada, ben doktorum. Akis: Yok yaaa. Sonraki karede kimliğimi gösterince beraber güldük. Şu yukarıdaki karede benim doktor olmam gülüyoruz, kimse durup dururken böyle içten gülmez. Motorumda her zaman Viski taşırım, dezenfektan olarak. Hemen dezenfektanı çıkarıp ikinci pansumanı yaparken şişeden bir fırt aldım, sen de alır mısın dememe gerek kalmadı, uzatınca hiç tereddüt etmedi.
Motoru basamakların altındaki yere park edip, yukarı çıktığımda İrida ile sohbete başladık, Google çeviri ile, zira İngilizce bilen oğlu patlıcan’ın İngilice’sini bilemedi, ama annem güzel yemek yapar dedi. Zaten ikinci kez yuvarlanmışım, hafif ezik hissediyorum kendimi, bir yere gidecek halim yok, akşama bana patlıcanlı keçi etli bir yemek yapmasını istedim. Akşam 8’de bahçedeki tek masada Yunan çoban salatası ile keçi yahnisini yerken yanında anasonsuz tsipouro rüya gibiydi. Yıllar önce aynı rüyayı Datça Hayır Bükü’nde yaşmıştım. O ayrı bir hikaye zira pansiyonun sahipleri bana gıcık olan bir öğrencimin ebeveynleriymiş tesadüfen ve ben Doçent olmaya orada hazırlandım.
Laf çok uzadı ama bildiğiniz gibi kendim için yazıyorum, unutmamak, yaşadıklarımın tadını tekrar tekrar hatırlamak için yazıyorum. Çektiğimiz fotoğraflar gibi düşününüz. Kelimelerle fotoğraf çekiyorum. Yaşamdan keyif almak için kişisel tarihimizi korumamız gerektiğini düşünüyorum.
Bugün zaten dinlenme günü idi. Aldım motoru gezdim sağı-solu. Durduğum bir köy kahvesinde sabah kahvemin yanında Metaxa istedim. Metaxa yok yerine Çipuro verelim dediler, tamam dedim. Kahve harika idi, bizim Mehmet Efendi’den daha az kavuruyorlar ve daha lezzetli oluyor. Tam kahvemi içerken hafif pejmürde tipli bir adam geldi yanıma. Benim yaşlarımda ama çok zayıf. Şimdi onun kelimelerine geçiyorum;”biliyor musun burada neden Metaxa yok, biz fakiriz, buralılar fakir, sadece kahveye paramız yeter, iki kuruş fazla varsa evde yaptığımız Çipuro yu içeriz”. İnsanlık bunu hak etmiyor… Nereli olursanız olun. Hep aklıma o meşhur “bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür” deyimi gelir. Hoş, bu İngiliz atasözü mantık yürütme için kullanılmıştır ama hayatın uymadığı alanı yoktur. Şimdi nasıl anlaştınız gibisinden sinsi bir soru sormayınız, ama elbette telefonla.
Bu günün bir diğer sürprizi aradığım yüzme yerinin son derece sevimsiz çıkması sonrasında uğradığım hayal kırıklığını gidermek için gittiğim Neochori’de tanıştığım Alman motorcu idi. O da Patras’da düşmüş, eldivensizmiş ve eline dikiş atmışlar ama hala motoru sürebiliyormuş. Ben de ya gerekirse diye kliniğin adresini aldım, zira Atina’dan sonra rota Patras.
Ama sonuna kadar sabredenler için küçük bir teşekkür maiyetinde son ve lezzeti fıkra tadında hikaye. Önce aklınıza bildiğiniz-hatırladığınız kadarı ile beni getirin. Parmak sarılı, biraz yenik, biraz yorgun, biraz bıkkın uykuya yatmışım saat 01 civarlarında ve sabah 7 de çan sesleri ile uyanıyorum. Beni uyandıran çan seslerini saymaya başladım, hani 7, 14 ve tüm katları kabul ama çan devam ediyor. Çanlar devam ederken arka planda bir adam ilahiler okuyor. Duracak sandım ama durmadı, hatta kadınlar korosu da girdi. Yunanista’a 15 Temmuz’u ihraç ettiğimizi düşünmeye başladım ve hemen akıllı zekaya baş vurdum. Meğerse Ortodoksların Metamorfoz bayramı imiş. Neyse yırttık, oysa bu sabah yanlış dünyaya gözlerimi açtığımı düşünmüştüm. Başkalaşım ile göğe çekilmemin henüz sırası gelmemiş..
Gezginlere notlar:
Plastiras gölü ilginç bir yer değil, dünyanın bir çok yerinde benzerleri var. Ama yolunuz buradan geçiyorsa batı yakasında Neochori kasabasında veya Kalyvia da kalın. Biraz incelerseniz ikisinde de makul yerler var. AI nın romantik rota önerilerini dikkate almayın. Deponuzu Karditsa’da doldurtun. Yüzeceğim diye uğraşmayın, Ag. Athanasios’u biraz geçince bir plaj(3) var ama dip çamur doğal göl keyfi vermiyor. Barajın üzerinden geçmek(2) ise alelade bir deneyim. Sadece yol yorgunluğunu atmak için bir yer, başka bir şey aramayınız. Göl çok güzel ama o kadar, aşağıdaki drone fotoğrafları fikir verecektir. 1,3 ve 4 drone değildir. Gölden o kadar yükselenebiliyor.





Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.