Nereden çıktı bu soru dediğinizi duyar gibiyim. Ama duymadığım ve duyamacağım verdiğiniz yanıt. Kendinize samimi bir yanıt verebiliyor musunuz? Yoksa bu sorunun ve yanıtının hiç bir durumu değiştirmeyeceğini düşündüğünüz için sorgulamak gereksiz mi? Hadi yanıtı verdiniz, niyesini sorguluyor musunuz? Buralısınız zira burada doğdunuz. Ve eminim başka bir yerde doğmuş olsaydınız oralı olacaktınız zira tüm dünyada aidiyet ülke, din, mezhep, köken üzerinden yönetiliyor. Hristiyan doğsaydınız öte tarafın Müslüman olduğunu, Asya dinlerinden birine doğmuş olsaydınız öte tarafın inançsızlık olduğunu düşünebilirdiniz. Ve elbette öncelikli aidiyetininiz nedeniyle önce o ülkeli olma kimliğine sonra o dine mensup olma alt kimliğine ve ardından dil, etnik köken, kültür gibi unsurlar ile tercihinizi kendinizin yapmadığı bu durumu kendinize kabul ettirme sürecine soyunmuş oluyorsunuz ki, bu tamamen doğal. Yukarıdaki iki cümlede sıralamaları değiştirerek de okuyabilirsiniz. Ama sıralama ne olursa olsun sosyal, kültürel, siyasi kimlikler araya karışıyor ve bir bakıyorsunuz ki kendiniz oralı ama arabanız başka bir yerli, çocuğunuzu başka bir tarafta eğittirmek istiyorsunuz, tatilde öbür tarafa gidiyorsunuz, kendi tarafınızı gezmeden başka diyarların tamamını geziyorsunuz, öbür dilleri öğreniyorsunuz, hatta yatırımlarınızı bile öbür paralardan yapıyorsunuz. Sportif horozdan veya timsahtan giyinip renk ile isimlendirilen sigaraları içip düğmeye buton demeye başlıyorsunuz. Bu durumda aslında sandığınız gibi olduğunuz yerli değilsiniz. Biraz ekonomik nedenlerle, sonra sosyo -kültürel nedenlerle bu durumu açıklayabilirsiniz ama “ben nereliyim” sorusuna verilecek samimi yanıtı tam olarak bulamayabilirsiniz. Zira aslında buralılık, dünyalı olmalı anlamına geliyor. Siyasi manipülasyondan arındıkça hepimiz biriz, ama çoğumuz siyasete kurban gidiyoruz. Dünyalı olmayı, daha doğru bir ifade ile dünyada insan olmayı bir türlü kendimize kabul ettiremiyoruz. Bu bağlamda sözünü ettiğim siyaset sadece günlük siyaset değil kapitalist sistemden Vatikan’a kadar yayılan bir spektrum içinde tüm sosyal düzenlemeleri kapsıyor. Türkiye ile ilgili yorum yapamıyorum zira yapanların başına gelenler beni korkutuyor..

Bu haritanın metrekare açısından değil ama yerleşim bazında yarıdan fazlasını gördüm ve gördüğüm tüm insanlar hem benim gibi hem de tam da yukarıda anlattığım gibi. Hatta daha mikro düzeyde bakarsanız hangi şehirden olduğunuz üzerinden de bu kimlik aidiyeti değerlendirilebilir. Çok az insan kendine ait.
İşte kendimi dünyalı olarak gördüğümden, Ege’nin öte yanı deyince aklıma ne Yunanistan geliyor ne de Türkiye. Güneyde sınırını çizen Girit ile kuzeyde Saroz körfezinin en kuzey noktası Dedeağaç-Evreşe ekseninde yer alan deniz, kıyılarının 200 km içi, insanları ve yerleşik kültürü. Ege denizi kendi deneyimlerimce dünyanın en güzel denizi, Bırakın onunla yarışmayı, ona yaklaşacak deniz yok. Kültürü kıyıdan içeriye 200 km sızıyor, ötesinde yok. Ne burada ne de orada. Ha ama hala onlar bunu dedi, biz bunu dedik, it dalaşı vs. Toplumları kutuplaştıran siyaset olmasa hereksin keyfi yerinde. İster istemez aklıma Marcello Mastroianni’nin oynadığı film geldi. “Stanno tutti benne“, eğer seyrederseniz 22-23 deki metal sabit proteze dikkat. Belki de hareketli protezin parçası zira tüm üst çene kesici kenarlar molarlarda bile düz. Ama kimse karışmasa herkesin keyfi yerinde olacak.

Ben Egeliyim, ama Orta Anadolu’da doğdum, yani o 200 km’nin dışında. Annemin ve babamın vizyonu nedeniyle düzgün eğitim aldım. Bu konuda hayatımda en fazla andığım kişi Robi’dir. Robi’nin yazısında da okuyacağınız gibi o buralılardan daha fazla buralı idi. Tam olarak dünyalı idi. Okulda öğrendiklerim nedeniyle önce dünyalı oldum. Dünyamı planlarken de nereli olduğumu hep hatırladım.
Motorsiklet kullanmaya başlamak benim keşfetme merakımı biraz daha görünür kıldı. Hele son yıllarda yaptığım Tunceli ve Yüksekova gezileri bu merakımı saplantıya dönüştürdü. Muhteşem takip ekibimle kendimi hep güvende hissettim. Egen’nin diğer kıyısına yolculukta Erdem ve Önder dışında takip yok. Erdem ve Önder kendimden sonra hayatta en fazla güvendiğim iki insan. İkisi de TAC’li. Olmasalardı hayat çok zor olurdu..
Rotamı kısaca anlatmak gerekirse:
Gümülcine 1 gece (Notlarımda Mustafa var)
Selanik (1 gece) Burayı iyi bilirim, bu kez geç varıp aylaklık yapacağım ve kordondaki bir binanın birinci katındaki braseride, hani şu pervanelerin tembel tembel döndüğü ve tüm gün boyunca yemek servisi olan lokantada akşamımı geçireceğim. Braseri kelimesinin kökeni birahanenin Fransızcası’ndan geliyormuş. İnternetten sanırı. buldum, ismi Garçon veya Balkonaki..
Litochoro (1 gece) Olympos dağına çıkacağım, Zeus ve 12 arkadaşı ile ilgili daha geniş yazacağım gidince.
Belokomiti (2 gece) Ortadaki sıra dağlarda bir göl kasabası, dağ göllerine bayılırım, ve burası korunmuş nefis bir gölmüş. Gölde yüzmek denizden çok faklı. Deniz sizi el üstünde tutuyor, göl ise avucunun içine alıyor. Nefis bir his..
Arachova (1 gece) Zamanında dünyanın kehanet merkezi olduğu düşünülen Delphi’de gelecek açısından birkaç konuyu danışıp falıma baktıracağım.
Atina (8 gece) İki gecesi Atina’da 6 sı aklıma esen bir adada. Tabii kemerlerimi yaptırdığım ustaya da uğrayacağım. Özellikle Pire’de Mikro Limani çevresindeki meyhaneler aklımda.
Thermos (1 gece) Dağ köyü ve güzel bir göl var. İnebahtı’na çok yakın. Belokomiti’deki sıradağların güney ucu.
Ano Pedina (2 gece) Vikos kanyonuna ineceğim. Bu vadi derinliği ile genişliğinin oranları açısından dünyadaki sayılı kanyonlardan biri. YZ den kopyalıyorum: “Vikos, genişliğine oranla dünyanın en derin kanyonu olarak Guinness Rekorlar Kitabı’nda yer alır. Bazı noktalarda derinliği 1.350 metreyi bulurken, genişliği sadece birkaç metredir. “
Kalambaka (1 gece) Meteora’da 60 milyon yıl önce oluşan kaya çıkıntılarının üzerine yapılan kiliseleri ziyaret edeceğim. İlk planımda buradan Florina’ya gidecektim. Necati Cumalı’nın doğduğu köy. Sevgili dostum, meslektaşım, meraklı gezgin, benden fazla okur olan Çağrı Öncel’den aldığım bilgiye istinaden. Kendisi Perio’nun yanı sıra Makedonya ve Trakya uzmanı, ama Anadolu Koleji’nden randevu alınca işler değişti. Onun önerdiği Necati Cumalı’nın Makedonya 1900 kitabını okursanız Dramalı Hasan’ın hikayesi daha iyi anlaşılır. Cumalı deyince onu bana ilk tanıtan rahmetli Türkçe öğretmenim Yalçın Demirtürk’ü anmadan geçemem. Hatta okuduğumuz kitap “Ay büyürken uyuyamam”dı. Yalçın öğretmen hepimizin çekindiği, ilkelerine çok bağlı, sınıfın içinde bir edebiyat kütüphanesi oluşturmuş dik duran bir insandı. Türk dili dergisini de ondan öğrenmiştim.
Selanik (1 gece) Anadolu koleji, bu seyahatimin en ilginç duraklarından biri olacak. Tarsus Amerikan ile zamanında, aynı misyoner kiliseye bağlı kurulan bir okul. İlk kuruluşu Merzifon’da olan okulun tehcir sonrası Selanik’e taşınan devamını ziyaret edeceğim, hala aynı ismi taşıyor.
Drama (1 gece) Hasan’ın türküsünün yerini görmeye gidiyorum. Aslında köprü değil, dar bir su kemeri imiş.
İskeçe (1 gece) En sevdiğim kasabalardan biri. Tepeye doğru olan Türk mahallesinde hala buradan giden ürünleri satan bakkallar var. Girip Eti Burçak ve Uludağ gazozu isteseniz bulursunuz. Bir de sevdiğim bir dostumun 3 kuşak öncesinde yaşadığı evi bulmaya çalışacağım.
Neyse diyecektim ama yer kalmadı ama 2 Ağustos’ta yola çıkıyorum. Gümülcine’de sınıf arkadaşım Mustafa bekliyor. Bu pilav daha çok su kaldırır..
İyi ki okuyorsunuz…
Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
“Home is not where you were born; home is where all your attempts to escape cease.( Necip Mahfouz.)
LikeLiked by 1 person