Benim yetiştiğim ailede dini bayramların yanı sıra ulusal bayramlar da büyük bir ciddiyetle kutlanırdı. Sanırım babamın askeri pilot olması, hatta ciddi bir pilot olmasının önemli etkisi vardı. Annem ile babam, ailelerinde zor şartlarda yaşamış, yokluğu tatmış, varlığın da kıymetini bilecek şekilde yetiştirildikleri için varlığı maddiyata hapsetmeyip sosyal kazanımların da farkına varmamı sağlamış insanlardır.

Atatürk, direniş, Türkiye, Kurtuluş Savaşı, bağımsızlık, adalet bizim ailemizde birçok inanç sisteminin önüne geçmiş değerlerdi. Bu nedenle ülkemin başkaldırısı benim için hem bir ilham kaynağı, hem de bir saygı duruşu, dahası bir gurur kaynağıdır. Satır arası okuyup da buralarda milliyetçi bir söylem aramayınız, aidiyet ile düşüncelerimi zaten paylaşmıştım. Bu çocukça görünen kutlamalar da hayatımın bir parçasıydı, hem de güzel bir parçasıdı. İyi ki de bu gelenek devam ediyor.. (Fotoğraf 29 Ağustos Beşiktaş-Kadıköy vapuru)
Kapaktaki haritada savaşın karargahının olduğu nokta ile İzmir arasının yürüyerek 4 gün olduğunu görebilirsiniz, savaşarak 14 günmüş meğerse.
Kurtuluş Savaşımız, emperyalizme karşı kazanılan ilk askeri ve siyasi başarı olması nedeniyle sömürge altındaki tüm mazlum milletlere umut ışığı olmuş küresel bir kırılma noktasıdır. Bu konuyu her yerde okuyabilirsiniz. Dünyada da çok önemli etkileri olmuştur. Ayrıca sadece Türkler değil bu topraklarda yaşayan tüm sosyal yapılar için kurtuluştur. Aksini düşünenler aynı sosyal yapıların Türkiye sınırları dışındaki durumlarına göz atabilirler. Yersiz bir tartışmayı başlatmamak için zaman içinde bir çok hata yapıldığını, konunun o günkü koşullarda değerlendirilmesi gerektiğini ve her adımın karşılıklı olduğunu düşündüğümü de hatırlatmama izin veriniz.
Bakın küresel etkilerine:
Sömürgecilik Sisteminin Çöküşünü Başlatması: İngiltere ve Fransa gibi dönemin süper güçlerinin mağlup edilebileceğini kanıtlamış, Asya ve Afrika’daki sömürgeden kurtulma sürecini hızlandırmıştır. Etki Cezayir’de olduğu gibi zaman zaman geç (19 yıl sonra) ortaya çıkmakla birlikte Gandhi’ye bile ilham olacak kadar güçlüdür (1947).
Uluslararası Güç Dengelerini Değiştirmesi: Sevr Antlaşması’nı yırtıp atarak batılı devletleri Lozan’da eşit şartlarda masaya oturmaya zorlamıştır. Günümüzde hakim kuvvetlere direnen, savaşan bir çok ülke var. Ukrayna batı olmasa ayakta kalamazdı, İran ise hala tek başına direniyor. Modern Türkiye bunu tek başına başardı. Güç dengelerini yönetmek, yönetebilmek tek başına saygı duyulacak bir meziyet. Hele hele haberleşmenin kısıtlı olduğu o dönemde..
Sovyet Rusya ile Yakınlaşma: Batı emperyalizmine karşı Ankara ile Moskova arasında jeopolitik bir ittifak (Moskova ve Kars Antlaşmaları) doğurmuştur. O zaman elbette kendi küresel çıkarları için Lenin yanımızdaydı, tabii ki batıya karşı yanımızdaydı, Atatürk ve ekibinin bu ince ayrıntıyı atlamış olduğunu düşünmek saflıktır. Eminim, Atatürk Dostoyevski’nin deyimi ile Konstantinopolis’in Türkler’den sonsuza dek alınması ve Rus toprağı olması gerektiğini “Bir yazarın günlüğü” denemelerinde yazdığından haberi vardı. Dostoyevski orada ayrıca Konstantinapolis’in Yunanlara bırakılmayacak kadar kıymeti olduğunu da not düşmüştür. O ekip bu şartlarda bile Sovyetler’den aldığı hatırı sayılır desteğe rağmen ülkenin politik eksenini Bolşeviklerin güdümüne kaydırmadı.
İngiltere’de Hükümetin Düşmesi: Türk ordusunun Çanakkale ve İstanbul üzerine yürüdüğü Çanak Krizi sonucunda, Türkiye’ye karşı savaş yanlısı politika izleyen İngiltere Başbakanı Lloyd George daha önce Çanakkale boğazına saldıran kolonileri (Avusturalya, Y. Zellanda v.b.) bir araya getiremeyince istifa etmek zorunda kalmıştır. Iskalamayınız okuyunuz. Churchill de savaşı isteyenlerdenmiş. Bu, yazın içtiğimiz Churchill değil zira onun isminin kaynağı farklı. Yapay zekaya göre, en güçlü rivayete göre 2000’li yıllarda İzmir Bostanlı’da kafe işleten Ahmet Bey(Çörçil Ahmet) tarafından bulunmuştur. Siyasete ve gündeme çok meraklı olduğu için çevresi tarafından ona “Churchill” lakabı takılan Ahmet Bey kendisini ferahlatmak ya da akşamdan kalmalığını gidermek için hazırladığı bu tuzlu-limonlu soda karışımı, müşterilerin dikkatini çekip yayılınca içecek onun lakabıyla, yani “Çörçil” olarak anılmaya başlanmıştır. Ne gereksiz ama eğlenceli bilgi değil mi!

Kadıköy Hacı Muhittin’in kapısı. Yine çocukça, ama yaşasın der gibi..Elbet yaşasın, yaşayacak da..
Bu vapurlarda sınavları kaçırdım, çay-simit-sigara keyfini tattım, sevgililerimin ellerini tuttum, hamam böcekli bodrumlarında uyuyup kaldım, sisler nedeniyle korku ile seyir ettim ama hep o vapurda olmanın ayrıcalıklı olduğunu hissettim.
Kısacası gün, direnip de özgürlüğünü başkalarının yardımı olmadan sahada ve masada alanların günüdür. Keyfini sürün, ama hafife almayın. Hele hele, bu kahramanlara sakın ayyaş demeyiniz.. Ülkemizin sağlığına..Aydınlık karalıktan her zaman güçlüdür. Enseyi karartmayınız (Fotoğraf Jinekolog Prof. Dr. Alaaddin Yavaşça vapuru Kadıköy iskelesine bağlanmışken). Alaaddin bey tıp değil müzik dalında profesördür. Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin çok sevdiğim şarkılarından biridir.

Bayram kutlamalarım bitsin, Yunanistan yazılarına devam edeceğiz..
Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.