Bir Önceki Gün

Yola çıkmadan hemen önceki günlerde aslında yola çoktan çıkmıştım. Tam iki ay önce çıkmıştım. Daha o ilk rota çalışmalarında. Ülkemde bu seyahatleri planlarken iş biraz daha kolay, zira içinde yaşadığım coğrafya ve kültür. Halbuki coğrafyasına ve kültürüne aşina olduğum ama hakim olmadığım Yunanistan’da bu iş biraz daha karmaşık. Tüm gezginler hikayelerini biraz abartılı anlattıkları için bana uygun bilgileri bulmak çok zamanımı aldı ama buldum. Bu aramalarımda yapay zekaların hatırı sayılı katkısı oldu. Özellikle aradıklarımı koordinatları ile vermeleri hayatımı çok kolaylaştırdı.

Diyeceğim o ki, ben daha rota belirme aşamasında zaten yoldaydım. Ancak, yola çıkmadan önceki gün daha da değişik. Artık Abbas yolcu, ok yaydan çıktı.. Defalarca gözden geçirdiğim ayrıntılarda göremediğim bir nokta var ise onunla karşılaşmak artık kaçınılmaz. Abbas deyince Cahit Sıtkı Tarancı’yı anmadan geçmek olmaz. Cahit bey meğerse kendini çirkin bulurmuş.

Haydi abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber Sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

Buradaki sitem, özlem ve hayal kırıklığı tanıdığım duygular değil. Yaş 35 şiirinde de aynı sızlanma vardır. Cahit Sıtkı benim şairim değil, hayıflanmanın zaman kaybı olduğunu düşünürüm. Elbette herkes gibi bazı konularda kendimden beklediğim performansı gösteremedim, bazılarında aştım ama ne geride kalmanın başarısızlık olduğunu ne de ileri gitmenin başarı olduğunu düşündüm. Her sabah hayata yeniden başlamak en kolayı. Sanki, her sabah motora binip yola çıktığımda göreceğim yeniliklerin bir şekilde bana yeteceğini hissetmem gibi. Ancak hep bir plan olmalı, hatta birkaç tane. Yol planları da öyle.

Bu yıl da yol planında doğa, tanrılar ve arkeoloji ağırlıklı. Vikos kanyonu (TR çevirisinde hata olduğu için ENG verdim) dünyanın genişliği ile derinliği orantılandığında en dar/derin kanyonu, Olimpos dağı (Özellikle Mytikas zirvesi tanrıların evi olarak bilinirmiş), Delfi tapınağı(kehanet tapınağı) gibi yerlerin yanısıra Ege’nin o eşsiz denizi ve insanı var.

Motorum 3. seyahatine çıkıyor. Sanırım döndüğümde daha küçük ve toprak yol performansı yüksek bir motor ile değiştireceğim onu. Bir türlü dost olamadık onunla, sanırım renkleri nedeni ile ilgili, o grili siyahlı hali pek ciddi. Yan çantaları değiştirirken mavi alınlık aldığımda satıcı “abi hiç uymadı” demişti. Bence daha çok sevmemi sağladı.

Motorumla birbirine saygılı iki arkadaş gibi seviyeli bir ilişkimiz oldu. O beni hiç zor duruma sokmadı ben de ona iyi baktım, ama benim artık daha hafif, hoplayıp zıplayacak, binicisini üstünden atan bir dosta ihtiyacım var. Noraly‘nin Frankie’si gibi. Hoş o motor 40 yıllık ve Noraly tam bir çılgın. Aşağıdaki fotoğrafta sol yan aynada fotoğraf çeken elime dikkat. Velazquez in Nedimeler tablosundaki ayna gibi. Bu ne benzetme demeyiniz siz de David Hockney‘in Secret Knowledge kitabını (TR ye çevrilmedi) yeni bitirseydiniz bunlara dikkat ederdiniz. Resim sanatı ile ilgileniyorsanız mutlaka okumalısınız, YZ kullanarak bir özetini de çıkarabilirsiniz.

Bu ağır ağabey NT1100 nefis bir Honda motoru ile gidiyor ve otomatik vitesi var. Daha önce anlattığım gibi aklı başında yol sürüşü yapınca otomatik vites durumu iyi idare ediyor. Ama zor anlarda zırvalıyor. Bir de düşük gaz ile kalkarken susma alışkanlığı var ki bence en önemli sorun o. Sürüşte en ufak bir riski almamak gerekiyor.

Aslında çoktan yola çıktım diyordum ya, son bir haftadır 5.30’da kalkmaya başladım. Biyolojik saatim yola çıkalı çok oldu. Şimdi artık gümrük geçişindeki kuyrukları, benzin istasyonlarını, sabah kahvelerini, kaybolmamayı, dehidratasyonu, akşam ne yiyeyeceğimi düşünme vakti. Artık motorumun hırıltısı, rüzgarın sesi, kokular, ışıklar benim dünyam.

Daha önceki seyahatlerde gittiğim güzergah üzerinde arkadaşlarıma veya konaklayacağım yerlere temizlerimi gönderip, oralara vardığımda aynı çanta ile kirlileri geri gönderiyordum. Bu yolculukta bu mümkün değil. O nedenle soldaki büyük çantaya Atina’dan Istanbul’a dönüş yolunda giyeceklerimi yerleştirdim ve o çanta dönüşe geçene kadar açılmayacak. Egzozun üzerindeki nispeten küçük çantada motor sürüşü için gereken tamir setleri, yağmurluk, trafik işaretleri, çekme halatı gibi teknik malzemeler var. Üst çantada bilgisayar ve evrak çantası, fotoğraf malzemeleri, drone gibi eşyalar var. Artçı koltuğuna ise büyük bir sırt çantası bağlayacağım, hani şu taksilerde gördüğünüz çengelli lastiklerle. Bu çantanın içeriği neredeyse tamamen kullan-at. İçindeki giysilerin tamamı neredeyse geçtiğim yıl içinde atmak yerine bir kenara ayırdığım giysilerden oluşuyor. Bir kez giyilip atılacaklar ve çanta Atina’ya kadar eriyecek.

Bu yıl WA takip ekibi yok, sadece Erdem ve Önder takip edecek. Düzenli FB de bilgi paylaşacağım. Döndükten sonra blogda yazabilmek için notları FB de alacağım.


Discover more from Korkud Demirel

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a comment