Atina

Sanırım Yunanistan’da en sevdiğim şehir. Selanik gibi eskimiş yüzüne ve duvarlarındaki boyamalara rağmen hala çok güzel ve heyecan verici. Beni heyecanladırır, belki eski bir tanıdıkla karşılaşmak gibi köşeyi döndünce ne göreceğimi bilmekten, gördükçe ve gezdikçe yeni yeni keşiflerde bulunmamdan, belki rüzgarından, belki de anılardan. Elbette burada yazdıklarımdan başka görmeye değer çok yer var ama, burada gidip de bir daha, bir daha gitmek istediğim yerleri sıraladım.

Syntagma (1), Plaka (2), Akrapol (3), Psyri (4), Monastiraki (5), Arkeoloji Müzesi (6), Kolonaki (7), Panathinaiko Stadyumu (8).Kırmızı ok Venizelos havalimanı tarafını işaret ediyor, sarı ok ise Pire’yi

1. Syntagma

Şehrin giriş kapısı Syntagma metro istasyonunun arkasında parlemento, önünde ise büyük bir meydan vardır. 2010-2012 arasındaki büyük çaplı gösterilerde meydanda açılan Όχι (Hayır) pankartlarını hatırlayanlarınız vardır belki. Geri planda parlemento binası, basamakların iki yanında tren ve metro istasyonuna giriş, arkamda ise geniş meydan. Taksim meydanı (Gezi hariç) kadar büyük. Venizelos hava limanından bineceğiniz metro 40 dakikada sizi buraya getirecektir. Konaklamak için de çok merkezi. Meydana bakan birkaç tane çok meşhur otel var ama onların meydana bakan odalarının fiyatının 1500E ya kadar çıktığını bildiğim için sözünü etmeye değmez. Yakınlarda makul ve kaliteli birçok kalacak yer var. Electra otelleri bir zincir ve Divan-Dedeman-Garden Inn ayarında. Ama bir otel var ki, ondan söz etmeden olmaz.

Hotel Grande Bretagne; Haritada 1.1 olarak görünen yer. 1842 de zengin bir Yunanlı tarafından kraliyet sarayının (şu anki parlemento) karşında onu gölgede bırakmak için yaptırılmış ve Danimarkalı bir mimar tasarlamıştır. Bu mimarın Atina’da başka eserleri de var. Bu bina bizim Akaretler sıra evlerinden 33 yıl önce yapılmış. Yüksek tavanları, aşırı lüks döşemesi ile tam bir başyapıt. Benim bir davet üzerine otelde kaldığım tarihte (2009) kapısında bir sokak köpeği yatardı. Sonradan adının Loukanikos (Yunanca Sosis demek) olduğunu öğrendiğim bu köpek, söz konusu ultra lüks otelin giriş paspası (pas pas dediysem benim salonumdan az küçük) üzerinde yatardı ve kimse kovalamazdı. Sonradan öğrendiğim kadarı otel görevlileri ve bölgedeki öğrenciler tarafından çok sevilen ve beslenen Loukanikos, meydandaki tüm protestolarda en ön safta yer alıyormuş. Gaz bombalarından, patlamalardan korkmadan polislere havlamış. TIME dergisi 2011 yılında onu “Yılın Kişileri” listesine dahil etmiş ve tüm dünyada direnişin sembolü olmuş. Eylemler bittikten sonra bir Atinalı sahiplenmiş ve 2014 yılında uykusunda ölmüş. Soldaki fotoğrafı Time dergisinden aldım. Sağdakini ise bir Instagram sayfasından Psyri mahallesinde yapılan duvar resmi haberinden ödünç aldım.

Otelin en güzel tarafı ise terasındaki bar. Konaklayamasanız bile terasa çıkıp bir şeyler içmenizi öneririm. Yemeklerinde tek özellik fiyatlarının çok yüksek olması. Kendinize veya yanınızdakine bir hoşluk yapmak istiyorsanız burayı yani teras barını kaçırmayınız. Güneşin batma saatini hesaplayıp giderseniz daha da lezzeti birkaç saat geçirirsiniz. Diğer taraftan benzeri yerler var, ama hiçbiri Bretagne değil. Aşağıda terastan Akropolis.

Syntagma mahallesi konaklamak için ideal bir yer ama biraz daha haritadaki 5’e doğru giden yolun arka sokaklarını tavsiye ederim. Uyumak istiyorsanız, yer seçerken yakınlarda bar varsa, üst katları tercih etmenizi şiddetle öneririm. Electra’lar iyi seçenekler, hatırladığım kadarı ile iki tane var oralarda, Astikon House benim (2026) kaldığım yer ve eski binada yenilenmiş bir otel. Bu arada Kolonaki (7) civarlarında da güzel oteller var ve yürüme mesafesi. Yürüme mesafesindeki bir diğer seçenek ise Athens Way Pop Art Hotel (6.2). Burada da kaldım, mahalle gündüzleri terk edilmiş gibi, gece ise neredeyse istilaya uğruyor.

2. Plaka

Eskinin Plaka’sı ile günümüzdeki Plaka arasında dağlar kadar fark olmakla birlikte hala turistik cazibe noktası. Yunancada Şaka anlamına gelmesi ise ayrı bir ironi. Mahallenin 2009 dan öncesini bilmemekle birlikte o zamanlar hala deri satan dükkanlar, salaş meyhaneler olan semt günümüzde plastik hediye eşyalarının satıldığı, çığırtkanların gel gellerinin yüksek sesli müziğe karıştığı bir mahalle. Ama kafanızı kaldırınca Akropolis orada.

3. Akropolis

İşte Atina. Akropolis yüksek şehir anlamına geliyor. Bu bağlamda Bergama ve Assos’da da Akropolis var. Atina’nın Akropolis’ini özel kılan ise Tanrı Zeus ve Metis in kızı Tanrıça Athena için içine yapılan Partenon tapınağıdır. Yapımına milattan önce 447’de başlanmış ve 438 de açılmış. Partenon evlenmemiş veya bakire kız evi, odası gibi anlamlara geliyor. Burada ise Atina şehrinin baş koruyucusu ve savaş, bilgelik ile strateji tanrıçası olan Tanrıça Athena’yı simgeliyor. 15. yy ortalarında Osmanlıların bölgeyi ele geçirmeleri ile önce camiye çevrilmiş, sonra da 1684 den itibaren silah deposu olarak kullanılmış ve 26 Eylül 1687’de (339 yıl önce yarın) Osmanlı-Venedik savaşı sırasında gelen bir havan topu ile büyük kısmı hasar görmüş, çatısı çökmüş. Ve elbette bir zaman sonra, 1800’lerde Britanyalılar sahneye çıkıp tartışmalı bir şekilde mermerleri almışlar! Lord Elgin (zamanın elçisi) mermerlerin resmini çizdirmek için izin almış almasına, ama Londra’ya taşımak için padişahın fermanı var demesine karşın ortada ferman yok. Dünyanın en düzenli arşivi olan İngiliz Arşivi’ndeki en eski belge 974 yılına aittir. Ama bu büyük hediyenin belgesini bulamamaktadır İngilizler. Türkiye Yunanistan’a bu konuda tam destek veriyor. Şimdi hikayenin asıl lezzetli tarafı geliyor. 17 kasaya konulan mermerler bir gemiye yükleniyor ve Malta yolunda Mora yarım adasının güneyinde fırtınada batıyor. 25 metre civarında derinlikte olan mermerlerin tamamı kiralanan sünger avcıları tarafından karaya çıkarılıyor ama bu işlemin maliyeti lordumuzun bütçesini aşınca iflas ediyor ve mermerleri British Museum’a satıyor.İçimden ilahi adalet diye mırıldanıyorum..

Zamanında Akropolis’in nasıl bir görüntüsü olduğunu merak ediyorsanız Viki’den yararlanabilirsiniz.

Leo von Klenze – Neue Pinakothek, Munich, Kamu Malı, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=1387333

Hotel Grande Bretagne terasından görünüşü yukarıda.. Ama erken gidin, ışığın gün batımından geceye döndüğü ana tanık olunuz.

Solda, haritadaki 3.1 noktasından ve Monastiraki (5) tarafından görünüş

3.1 den çekilen fotoğrafın hemen yakınında Akropolis müzesi var. Arkeoloji müzesi ile karıştırılmaması lazım. Bu müze de dikkate değer ama Arkeolojinin yerini tutmaz.Ben zamanında karıştırmıştım. Meraklısına not buralarda çok güzel otel terası lokantaları var. Önceden rezervasyon şart.

4. Psyri

İnternette araştırma yaparsanız, eskinin bohem mahallesi, yer yer genelev ve sanat atölyelerinin eski mekanı olarak anılsa da şimdilerde masalsı kahvelerin (aşağıda fotoğraftaki gibi), duvar boyamalarının, Rebetiko’nun merkezi olduğunu okuyacaksınız. Ancak durum bunların hiç biri değil gibi görünüyor. Evet eskiden buralarda kiralar düşükmüş, evler şehir merkezine yakınlığı nedeniyle el değiştirmiş. Bir zamanlar buraları mesken tutan mafyavari topluluklar zamanla çalışma modellerini değiştirdikleri için başka yerlere gitmişler, ama bu soruyu YZ ye sorarsanız size güzel hikayeler anlatır. Eskinin ucuz ve bohem yaşamı, zamanla artan giderleri karşılayamadığı için buradan uzaklaşmış. Belediyenin de el atması ile bizdeki Tarlabaşı kentsel dönüşüm projesi gibi bir şeyler olmuş. Benim gözlerimin gördüğü ise, turist beklentilerini karşılamaya çalışan bir lunapark ile yerel değerlerin harmanlandığı yapışkan bir bulamaç. Kapalı çarşının son yirmi yılına tanık olduysanız aynı senaryo burada da..

Gösteriş ve göz boyamanın zirvesinde elbette benim motorcu takımı da kendi yerini almış. Bayılırım bu Harley’ci tatlı su motorcularına. Ben de büyüyünce onlara katılacağım.

Ama biraz daha içerilerde, henüz dönüşümün tamamlanmadığı, turizmin ulaşamadığı köşelerde hala eskilerden kalan ticaret odakları, mahallenin gerçek ve karmaşık yapısını yansıtan dükkanlar ve metruk binalar mevcut.

Aşağıdaki fotoğraf bir Ermeni şarküterisinden,

Burada biraz daha uzun zaman geçirdim zira o sağdaki adam her şeyi tattırdı bana. “Motorlayım, hiç bir şey alamam, taşıyamam, zaten buradan adaya gidiyorum uyarıları pek işe yaramadı ve sohbetimizi evde yaptığı votka ile bitirdik. İstanbul telefonumu vermeyi ihmal etmedim. Ama çok da hoş bir yorum yaptı. “Elbet geleceğim, başım sıkışmazsa aramayacağım, ama bir İstanbul telefonu olsun”, bunu en son Tatvan Van arasındaki kıvrımlı yolda duymuştum. Beni “Turk Istanbul” olarak kaydetti telefonuna.

5. Monastraki

Monastraki metro istasyonunun hemen yanında Atina’nın eskiden bit pazarı olan, şimdilerde plastik pazarı olan caddenin girişi var. Ama hala eskilerden izler var. Biri benim kemer aldığım dükkan olan Olgianna Melissinos Sandals, digeri de o sokaktan 50 m sonra bit pazarından arta kalan eskiciler çarşısı.

Tüm kemerlerim Olgianna’dan. Eşi ile beraber çalışıyor. Olgianna’nın dedesi Yorgo, Plaka’da ilk atölyesini 1920 de açmış. 1950 ye kadar aynı yerde lüks sandaletler ve tabanı kauçuk tırmanma ayakkabıları imal etmiş. Ondan işi Olgianna’nın babası Stavros devralmış ve 2004 ‘deki emekliliğine kadar bir taraftan deri işlemesi yaparken tiyatro oyunları ve şiirler de yazıyormuş. Müşterileri arasında benim dışımda Beatles, Rudolph Nureyev, Jacqurline Kennedy-Onasis, Barbara Streisand, Sophia Loren, Biden’ın çocukları da varmış. Baba Stavros ile tanışmışlığım yok ama kızı ve damadı ile her 5 senede bir görüşüyoruz. Bu kıymetli hikayeyi 2008 yılında plastik saraya dönüşen bit pazarında yürürken tesadüfen bulmuştum. BBC‘de yayımlanan hikayelerine göz atmanızı isterim. Hikayeyi okuyunca arkasında bir hikaye daha olduğunu anladım. Stavros un dükkanı meğer duruyormuş, ve oğlu işletiyormuş. Benim gittiğim ise kızının eşi ile çalıştırdığı atölye imiş. Bir şekilde ayrılmışlar ama Olgianna’nın atölyesi ziyarete değer. Zira orası bir atölye, istediğiniz değişikliği Olgianna’nın eşi hemen yapıyor. Bu kış gittiğimde Pantelis’in dükkanına da uğrayacağım.

6. Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji müzelerini çok severim. Merakımı öğrenci iken turist rehberi olmama bağlarım ve İstanbul Arkeoloji Müzesine öğrenciliğimden beri giderim. Atina Arkeoloji’ye ise ilk gidişim. İsmi de zaten Ulusal Arkeoloji Müzesi. Önceki gidişlerimde Akropolis Arkeoloji Müzesini iki defa gezmiştim ve kendi kendime nasıl oluyor da Atina’daki bir arkeoloji müzesi bu kadar sınırlı bir arşive sahip diye düşünmüştüm. Dikkatsizliğime veriniz. Ulusal Arkeoloji Müzesi ihtişamlı, elbette çok geniş bir koleksiyon var ve metrobüs durağı kadar kalabalık.

By Nikos Kitsakis – Own work, CC BY 4.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=154929356

Yukarıdaki Artemision Jokeyi, Eğriboz adasının en kuzeyindeki burunda bir gemi batığında bulunmuş. Parça parça bulunmasına karşın çok kıymetli olmasının nedeni, antik çağda yapılan büyük bronz heykellerin çoğu, sonraki yüzyıllarda eritilip silah ya da başka amaçlarla kullanıldığı için günümüze ulaşamaması. Bu ise gemi batığında olduğu için 2000 yılı aşkın süre boyunca deniz dibinde saklanmış.

Atina sayfamın kapağında kullandığım maske de Agamemnon maskesi’nin hemen yanında. Mora’da yer alan Miken antik kentinde bulunmuş, bilin bakalım kim tarafından! Define avcısı Heinrich Schliemann tarafından. Hani Truva’dan eserleri kaçıran.. Her taşın altından çıkıyor. Bu mezar maskeleleri sahibi ile beraber gömülürlermiş. 7 maske bulunmuş, bunlardan biri çocuk ama hiç kadın yok.

By Gleb Simonov – Own work, Public Domain, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=168874012

Müzeye 20E vererek giriyorsunuz. Öğle saatinde müzenin iç avlusunda bir şeyler atıştırabilirsiniz. Ama önerim müze görevlileri ile konuşup yemek için dışarı çıkmanızdır, bu mümkün ama onları bilgilendirmek gerekiyor. Atina’daki Ouzerie Lesvos (6.1) hem yakında (10′ yürüme, 750m) hem de mükemmel. Elbette Midilli Uzosu var. Memnun kalmazsanız hesabı bana gönderiniz. Yaşlı başlı garsonların hafif sinirli halde servis yaptıkları harikulade bir uzocu. Yunan salatası ile Horta vazgeçilmezler. Ama cacığı da hafife almayınız. Her üçü de bu tatilde tattığım en iyi örnekler arasında.

Sardalya gibisi yok, Uzo ise ayrı bir konu. Çipuro isteyince biz Midilli’liyiz deyip bu uzoyu önerdiler. Üzerini Google ile tercüme edince Plomari’nin (Midillinin en iyi bilinen Uzo üreticisi) fıçıda dinlendirilmiş ve alkol oranı 45 olan ürünü olduğunu anladım. Meraklılarına şiddetle tavsiye ederim.

7. Kolonaki

Atina’nın güzide mahallelerinden. Küçük kolon anlamına gelen ismini veren sütunu görseniz, ismin ne kadar yakıştığını anlarsınız. Kafeler, pastaneler, gelen geçeni seyretmeler.. Benim ilgim ve bilgim Benaki müzesi vasıtası ile gelişti. İstanbul’dan çocukken göçmüş Yannis Pappas’ın eserlerinin neredeyse tamamını orada görebilirsiniz. Bir güncelleme, 14 Ekimde geçici olarak kapanacakmış, internet sayfasından takip ediniz. Seyahatim sırasında eserlerinden bir kısmını Drama’da görmüştüm. Hazır Kolonaki civarlarındasınız 30′ yürüme mesafesindeki (2km) balık pazarını da ziyaret ediniz. Çevresinde de lokantalar var, içinde de. Balık pazarı 15.00 gibi kapanıyor.

8. Panathinaiko Stadyumu

Mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri ve ismi “Tüm Atinalılara Ait” anlamına geliyor.

Vikipedi’den alınmıştır

Diğer ismi Kalimermero. Tahmin edilebileceği gibi güzel mermerli anlamına geliyor, Kalimera’nın günaydın, kalispera’nın iyi günler olduğu bir dilde kali‘nin ne anlama geldiğini tahmin etmek pek de güç değil. 1896’daki ilk Olimpiyat Oyunları‘na ev sahipliği yapan stadyum, alanındaki en eski yapılardan biri ve tamamı beyaz mermerden yapılan tek stadyum. Gezilebiliyor, daha doğrusu gezilmeli. Ama stadyumun isminden umarım Panatiakos veya tam ismi ile Panathinaikos Athlitikos Omilos olan kulübün ismini tahmin etmişsinizdir. Kulübün ismi “Tüm Atina’nın Spor Kulübü” anlamına gelmekte, şimdilerde takımın hocası Ergin Ataman. Stadyum Syntagma’ya 20 dakika yürüme mesafesinde. Parkın içinden geçiniz. 1896 daki ilk olimpiyatları okurken bir yıl sonraki Osmanlı-Yunan Savaşı‘nı da okumayı ihmal etmeyiniz. Meydanda kazanılanın masada kaybedilmesi olan bu hikaye, diplomasinin her zaman nasıl da kaba kuvvetten güçlü olduğunun bir dersi gibi. Küçük bir anekdot, Mustafa Kemal Manastır Askeri İdadisi‘nde okurken gerçekleşen olaylarda, okuldan kaçarak cepheye gitmek istemiş ancak yaşının küçüklüğü nedeniyle gönderilmemiştir. Manastır’a yolunuz düşerse bu okulu gezmenizi tavsiye ederim.

Fausto Zonaro – Yükleyenin kendi çalışması, Kamu Malı, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=1405474

Osmanlı-Yunan savaşının önemli dönüm noktalarından biri Dömeke savaşıymış. Bunu savaşı kazanan Osmanlılar Termopil geçidini 24 saatte aşınca Atina kapılarına gelmişler. Fausto Zonaro’nun Dömeke meydan muharebesini anlatan resmi Milli Saraylar Resim Müzesinde sergilenmektedir. Yerdeki yunan askerlerin yüzü 1930 larda örtülmüş.

Laf çok uzadı, çorap söküğü gibi yazmaktan çok hoşlanıyorum.. Kızım bile konudan konuya geçerken bağlantıyı nereden kurduğumu zaman zaman anlayamadığından şikeyetçi..

İlave öneriler

  • Pire 10 km uzakta, mutlaka gidiniz. Tren ile giderseniz sevimsiz ticari liman tarafına varırsınız. Feribot ile adalara gitmeyecekseniz, değmez. Feribot ile gidecekseniz de feribotunuza erken gidiniz, zira yeriniz numaralı bile olsa, lüks mevki dışında, bulduğunuz yere oturmak zorunda kalacaksınız. Yazın gece feribotlarında açıkta seyahat edecekseniz serinlikten ve rutubetten korunmak için hazırlıklı gidiniz. Pirenin en güzel kıyısı Zeas yat limanı ile Limanaki (Kolonaki gibi küçük liman) arasındaki bölüm. Sahilden yürüdüğünüzde küçük tavernalar, nefis manzaralar sizi bekliyor.
  • Likavittos tepesinde teleferik ile gidilen lokantanın ismi Orizontes (7.3). Gitmeseniz de olur. Hesapta, küçük dokunuşlarla Yunan Akdeniz mutfağını yorumluyorlar, bu “patlıcan yatağında karides sote” gibi üfürük yemekleri aklıma getiriyor. Ben bir kez onların mutfağını denedim, bir özellik yoktu, ama zaten o manzara karşısında her şey güzel gidiyor. Gün batımınını seyretmek istiyorsanız klisenin bahçesine veya antik tiyatroya gidin. Bunların hepsi tepenin üzerinde. Sizin için YZ’den baktım:
    • Erken Gidin: Gün batımından en az 30-45 dakika önce tepede olmaya çalışın. Güneş batarken kilise avlusundaki en iyi noktalar (özellikle Akropolis’i tam karşıdan gören duvar kenarları) erkenden dolmaktadır.
    • İçeceğinizi Yanınıza Alın: Zirvedeki kafelerden bir şeyler almak pahalı olabilir. Aşağıdaki Kolonaki semtindeki büfe veya marketlerden suyunuzu, kahvenizi ya da içeceğinizi yanınıza alarak tepeye çıkabilirsiniz.
    • Rüzgara Dikkat: Atina yazın çok sıcak olsa bile, şehrin en yüksek noktası olduğu için akşamüstü ve gün batımı sonrasında tepe oldukça rüzgarlı ve serin olabilir. Yanınıza ince bir hırka almak iyi bir fikir olabilir.
  • Kırmızı otobüsler ile şehri gezmeyin, trafik zaten kötü, ama in-bin için, yani belediye otobüsünün turistik şekli olarak kullanacaksanız neden olmasın.
  • Motorcu dostlar, İstanbul’da motor kullanıyorsanız Atina leblebi-çekirdek. Zorunlu olmadıkça korna çalmamaya çalışınız. Ama canınızın her istediği yere motoru bırakamayacağınızı hesaba katınız. Bir çok park yeri var ve motorlara ayrı ücret uyguluyorlar. Merkezdeki yukarıdaki mahalleler dışında belirlenen yerlere güvenle bırakabilirsiniz. Benim tercihim açıkta bıraktığımda plakamı duvar tarafına vermek.

Atina kışın da güzeldir..

Yazılarımı takip etmek istiyorsanız, kayıt olunuz.


Discover more from Korkud Demirel

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a comment