Sessizlik..

Mutlak sessizlik, mutlak karanlık.

Korkulduğu kadar, özlenen de.. Sessizliğin fotoğrafını çekemediğim için karanlığınkini kullanıyorum. Fakat gördüğünüz gibi bir küçük umut ışığı bıraktım orada. Karanlık konusu sırada ama sessizliğe öncelik vereceğim. Zira kaldığım Yukarı Pedina köyü Vikos kanyonuna komşu ve aslında o sessizliği ve sadeliği anlatmak istiyorum. Önce köyün ismine açıklık getireyim. Ano Yunancada yukarı demek, Kato ise aşağı. Bu civarda bir de Kato Pedina var. Anod ve Katod kelimeleri de yukarı ve aşağı demek. Meraklısına not pedini Yunanacada düzlük yer ova anlamına geliyor, pedina ise çoğulu.

Aslında kapıyı görene kadar aklımda bunlar yoktu ve motorum gürültüsü hala beynimi uyuşturmaya devam ediyordu.. Uzun yoldan sonra hafif yorgun, hafif ben niye buradayım, hafif sıkılmış, hafif endişeli, hafif hafif her şeyden bıkmış haldeyim. Ama köy evine girip de odamın kapısını görünce işler birden değişti. Kapının kilidinde dönen anahtardan başka ses yok, o da kilitlemek için sola değil sağa dönüyor, ve yukarıdaki mandalın düşme sesi.

Sonra da odanın kendisi, beni birden kuşattı, hatta teslim aldı. Bir an derin nefes alıp, motorumun gürültüsünü, titreşimini, kaygılarımı bir kenara bırakıp o anda olmayı becerebildim. Hiç ses yoktu, hani bir laf vardır ve beni hep güldürür “hiç mi yok”. Hiç yoktu, sinek sesi, arı sesi, rüzgar sesi, hiçbiri yoktu, sanki artık duymuyordum.. Bildiğiniz köy evi odası. Ama bilmediğiniz veya unuttuğunuz o dinginlik ve sessizlik. Mutlak sükunet..

Mutlak sessizlik, hani bazılarının korktuğu, toplumsal olarak mahkum edildiğimiz ancak bireysel yaşamımızda olmayan sessizlik. Hiç bir olumsuzluğa ses çıkaramayacak kadar susturulmuş bir ülkenin bireyi olarak sessizlik özlemi biraz oksimoron ama yaşadığımız coğrafya böyle. Aman başıma bir şey gelmesin sessizliğimizi gündelik eften püften şeylere bağırarak bozuyoruz. Kişisel ilişkilerde bile bir anlık sessizlik ile korunabilecek dengeyi konuşarak bozmuyor muyuz. Ses çıkarılacak onca konu varken hepsine susup.. Neyse bu konu sessiz kalmayı gerektirecek yerlere gitmeye başladı…

Hatırlıyor musunuz en son ne zaman mutlak sessiz bir ortamda oldunuz? Ben kendi tarihimde hatırlıyorum, 80’li yılların sonlarına doğru Çeşme ‘de Sakızlıkoy yakınlarındaki dağlık bölgede yaşamıştım bu duyguyu. Yok şimdi haksızlık ettim, Stony Brook’da böyleydi. O da 90 yılındaydı. Her iki yer de ayrıca kusursuz karanlıktı. 80’li yıllar deyince aklıma. O gece annem ile İzmir e giden feribottaydık. Hani o Mavi Marmara için kullanılan feribot var ya onlardan iki tane vardı ve birinin ismi Ankara diğerininki ise Samsun’du. O günün Türkiye’sinde, dünya da olduğu gibi New York Central Parkta verilen Simon ve Art Garfunkel konseri çok ses getirmişti ve geminin televizyon salonunda izlemiştim. Laf niye buraya geldi biliyor musunuz, bu çocukluktan arkadaş olan ikilinin sound of silence parçası o konserde de çalınmıştı, hatta en meşhur seslendirmesiydi. Ama parçanın açılış cümlesi” Eski dostum karanlık, sana merhabalar olsun” dur. Ayrıntılar Viki’de, fakat tabii ki TR si yok. Son paragrafı da bir bakıma Özdemir Asaf’ı hatırlatır. Yeri gelmişken bana Özdemir Asaf’ı tanıtan dostum Cem Över’e duyduğum şükranı dile getirmeme izin verin, bu sadece edenlerden biri. Şiirin ismi “Değil”.

Aralarından geçiyorum 
Hiç kimse el-ele değil 
Herkes kendine dönmüş diyorum. 
Birkaçının içine bakıyorum 
Hiç kimse kendisiyle barışık değil. 

Herkese kendimi anlatıyorum 
Kime kendimi anlatsam şaşırıyor 
Kendimi kime anlatacağım şaşırıyorum 
Hiçkimse ilkin kendine alışık değil.

Konu çok dağıldı. Ama benim de aklım dağınıktır, har şeyi bir arada düşünürken birden hepsini unuttuğum çok olmuştur. Aşağıda görülen Evangelist Manastırın olduğu Yukarı Pedina’da işte bu sessizlik köye hakim. Nadiren geçen bir araç, yere düşürülen bir eşya, bir kuş nadiren sessizliği bozmakta. Kuş demişken geceleri İshak kuşları (biz onlara baykuş diyoruz ama baykuş bir genel ad) gündüzleri saksağan, karga çeşitleri, kızılgerdan, arıkapan, serçe gibi küçük kuşların yanısıra kanat açıklığı 1,5-2 m olan kartallar bölgenin asıl sahipleri. Yollarda nadiren tilki, sıkça sincap, bolca kirpi, keçi, yabani domuz ve büyükbaş hayvan var.

Sabah 7.30 da yola çıktığımda hava 13 dereceydi.

İlk olarak en. kolay gözlem noktasına gittim. Hem iki kez motor düşürme deneyiminden biraz korkmuş olmamdan, hem de akşamki nefis şarabın tadı hala damağımda olduğu için kolay yolu seçtim. Geçen seneki Karabet geçidi sürüşümü aratmayacak yollar. Bahçesaray yolunda biraz daha rahattım zira biri bana nasılsa ulaşır güvencesi vardı. Burada ise nasılsa kimse ulaşamaz, iyisi mi akılı ol sürüşü hakim oldu. Konuyu yine NT 1100’ün motorunun sorunlarına getirmek istememekle birlikte bu motoru sürenlerin dikkat etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmalıyım.

Vikos kasabasında Kanyondaki kaynaktan başlayan dere kanyon boyunca akıyor. Aynı çay, yaklaşık 600 m rakımdan. Burası Vikos kanyonu. Viki sayfasının İngilizcesi daha kapsamlı.

Kanyonun birkaç seyir noktası var. Bu baktığımız açı kuzeydoğu tarafı. En güzeli ve zor ulaşılanı Beloi seyir noktası. Yoldaki kahve, kahvaltı için tam bir cankurtaran. Bir ıspanaklı börek bu kadar mı güzel olur. İçi belliki soğan ile kavrulmuş ıspanak. Ama hamuru öyle böyle değil, yağlı ve kıtır bir hamur var. Hani yeme yanında yat derler ya..

Beloi seyir noktasına araba ile varılamıyor. Kahvenin olduğu Vradeto köyünde aracınızı bırakım 2 km yürümeniz gerekiyor.

Burası da Güney batı ucu. Vikos kasabası, İki nokta arası mesafe 45 km ama 1,5 saatte gidilebiliyor. Virajlar sıklıkla 180 derecelik tekrarlayan (4-5 kez) seriler halinde.

Aşağıda Aoös Kanyonu. Hava çok hızlı değişiyor ve birkaç dakika içinde yağmur başlıyor. Hoş yaz yağmuru sadece ahmakları ıslatıyor.

Aşağıdaki görüntüyü drone ile aldım. Sesinden rahatsız olunca ondan da vaz geçtim. Zaten drone kullananların bu duyarsızlığına içerliyorum.

Sözünü ettiğim bu kıvrımlı yolları yaylaya yakın taraflarında taş köprüler ve terkedilmiş kiliseler var.

Buradaki tüm kayalar aşağıdaki gibi, hepsi kolay kırılıyor ve katmanlar halinde.

Biraz da yapay zeka bilgisi: “Vikos Kanyonu, Epir bölgesinde, Pindus Dağları’nda, Tymfi (Gamila) Dağı’nın güney yamaçlarında yer alıyor. Uzunluğu yaklaşık 32 km, derinliği 120-1350 m arasında, genişliği ise en dar noktasında birkaç metreye kadar iniyor. Guinness Rekorlar Kitabı’nca genişliğine oranla dünyanın en derin kanyonu olarak kabul ediliyor.”

Kaya katmanları (litoloji)
Kanyon, dağın derin bir kesitini oluşturduğu için duvarlarında farklı yaşlardaki kaya katmanları görünür hale geliyor:

  • Üst katmanlar (0-200 m derinlik) nispeten genç Eosen kireçtaşından oluşuyor; 200-700 m derinlikte ise Kampaniyen dönemine ait bir tabaka bulunuyor. Yce
  • Üst katmanlar kireçtaşı formasyonlarından, alt katmanlar ise gri dolomitten oluşuyor; kireçtaşının suyla kimyasal aşınımından kaynaklanan özel bir niteliği karstik yapısıdır.

Hava bulutlandı ve karadı. Az sonra yağmur başlayacak. Karanlık yazısı başka bahara kaldı. içinizden “tabii bahar gelirse” diyenleri duyuyor gibiyim. Ben de zaman zaman umudumun zayıfladığını hissediyorum. Ama küçük de olsa ışığı görmek gerekiyor.


Discover more from Korkud Demirel

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

2 thoughts on “Sessizlik..

  1. Manastırın Evangelist olduğundan emin misin? Evangelistler Protestan’dır. Bizim komşular ise Ortodoks.

    Köy odasını çok beğendim, özellikle dantelli yatak örtüsünü.

    Like

Leave a comment