Zeytin, enginarlı kısır, Yunanistan güzergahı

Önce Zeytin. Bayılırım zeytine. Kahvaltıda 10 tane yemezsem eksik kalır, makarnalarıma mutlaka tuz yerine koyarım, hele bir de ezmesi sandviçlerde ve tostlarda vazgeçilmez. Hani benim için vazgeçilmez yirmi meyve derseniz zeytin bunların arasında, ilk beşte. Bir de rahmetli Mehmet eniştemin beni çocukken zeytin gözlüm diye sevmesi vardı ya, onu hiç bir şeye değişmezdim. Ama her şeye rağmen bence en güzel göz rengi yeşildir.. Eniştemi erken kaybettik, yanlış hatırlamıyorsam benim yaşıma bile gelememişti. Aile içi gerginliklere de pek pabuç bırakmazdı ve o gerginlik döneminde bir gece sabaha kadar söyleşmiştik. Eniştem o kadar yumuşak ve karşısındakine önem veren bir insandı ki sohbette kendini anlatmaz ama sizi dinlerdi, sabaha kadar uzayan o erken gençlik dönemimdeki gecede eniştem beni dinlemişti. Kendimi ifade etmeye çalışırken ne çok şey öğrenmiştim. Ne tatlı insandı benim eniştem. Ne yazık ki Mehmet eniştemin hiç resmi yok bende.

Yukarıdaki resimdeki üç sene önce ölen köpeğimiz Şurup. Bu yazının başlığı olan zeytin ise bizim çiftlikteki Zeytin, ve iki senedir bizimle. Cüsseli, herkesin korktuğu ama diğerlerinden daha mülayim, barınaktan aldığımız (öğrencim ve meslektaşım Pınar Satıoğlu sayesinde), tembel, midesine düşkün, insan standarlarında olsa 140 kilo olabilecek bir köpek. İsmi de renginden geliyor. Çiftlikteki diğer köpekler de barınaktan alındı veya kapıya gelip ısrarla girmek istemeleri sonucu sokak köpeği kadrosundan içeri alındılar. Bir de kedimiz vardı ama artık ortada görünmediğine göre bir şeyler oldu ona. İsmi Kedi idi..

Son yirmi yıldır böyle çok misafirimiz oldu. Hatta bir ara birilerinin sokağa attığı Pitbull almıştık çiftliğe. Açlıktan kürdan gibi olmuş bir köpekti. Başlarda çok iyiydik, ama gücü yerine gelip annemle yakınlaştıkça biraz daha biti kanlandı. Bir gün ben heyecanla ve yüksek sesle hikaye anlatırken anneme saldırganlık gösterdiğimi düşündüğünden bana hırlamaya başlayınca bende jeton düştü ve günün birinde o köpeğin beni yiyebileceğini düşünmeye başladığımdan barınağa götürmüştük. Benzer bir hikaye de Rottweiler türü barınaktan aldığımız köpek ile başımıza gelmişti. Kızımı yemeye kalkınca geri vermiştik, o da sadece benimle dost olmuştu. Barınağa geri götürdüğümüzde bir an için evime almayı aklımdan geçirmiştim ama seyahat etmeyi çok sevdiğim için bu yanılgı kısa sürdü.

Şimdi artık yazının asıl konusuna geldik. Enginarlı kısır. Annemden çok şey öğrendim, ama bu başka bir yazının konusu olacak. Öğrendiklerimden biri de olumlama, ve karşısındaki fırsat tanıma. Bu akşam yemek için kısır ve bir şeyler daha düşünürken “hadi kısırın içine enginar koyalım “deyince bana “hadi” dedi. Öğrendiklerimden bir de bu üşenmeme tutumu. Kendi yetiştirdiği sonra da tek tek ayıkladığı (burada Teşvikiye’deki enginarcım Rıza bey den özellikle ayıklama konusunda öğrendiklerinin hakkını vermeden geçmek olmaz, ama Rıza geçirdiği inme sonucu işi bıraktı ne yazık ki) enginarlardan hazırladığımız yatak üzerine yerleştirdiğimiz kısır ile bence dillere destan bir yemek yarattık. Kısır ve haşlanmış enginarın ikisi de zeytinyağını sever, limona bayılır. Bu inanılmaz lezzet tam da orta Anadolu-Ege kırması bir çalışma. Son anda annem buna dereotu da yakışır dedi ama tembelliğimden kalkıp almadım. Fakat kanımca piştikten sonra, servis aşamasında çok az dereotu ve bir damla da nar ekşisi bu yemeği zirveye taşıyacaktır. Buradan yola çıkarak en kısa zamanda başak başı bulgur ve kuzu kuşbaşı ile sıcağını da deneyeceğim. Sizlere haber veririm..

Yazımı yayımladıktan sonra Nilgün arkadaşım Kısır ın Tabbule’den geldiğini belirterek hem yanlışımı düzeltti, hem de bende yeni bir sayfa açtı. Sayesinde Viki’yi okudum. Haklıymış: “Kısırın, Doğu Akdeniz mutfağındaki Tabbule salatasından esinlenilerek Anadolu’da yeniden yorumlandığı düşünülmektedir. Tabbule’nin ferah ve ot ağırlıklı yapısı, Anadolu mutfağında salça, baharat ve daha fazla bulgur eklenerek daha doyurucu bir forma dönüştürülmüştür.” Yine aynı kaynaktan alıntılıyorum: “Kısırın en temel emel lezzet vericilerinden olan salçanın Türkçeye ve mutfak sözlüklerine (Şemseddin Sâmi’nin Kamûs-ı Türkî eseri gibi) girişi 1900’lü yılların başını bulmuştur. Bu durum, kısırın bugünkü salçalı formunun Cumhuriyet dönemi ev mutfağında şekillendiği görüşünü desteklemektedir.” Asıl etimolojik yanı ilgi çekici zira Viki diyor ki:”Kısır” sözcüğü Eski Türkçe “kıs-” fiilinden türetilmiştir. İsmin kökenine dair bir teoriye göre, kökeni olan Tabbule tarifindeki yoğun yeşillik miktarının “kısılıp” yerine bulgur miktarının artırılması, yemeğin bu isimle anılmasına yol açmıştır.”

Herhalde bu leziz yemeğin şarap olmaksızın yenebileceğini düşünmediniz. Üzüm çeşitliliği açısında dünyadaki zengin bölgelerden biri olan ülkemizde, inancı kendilerince yorumlayıp çokça işlerine geldiği gibi davrananların baskısı olmasa, serpilip söz sahibi olacak şarap üreticilerimizden Buzbağ’ın Reserve’i (bizim değil artık, onu da sattılar, Tekel in Diego’ya satılmasından söz ediyorum) bu ve her yemekle iyi eşlik edecek bir örnek. Denizli de son zamanlarda en az Elazığ ve Diyarbakır kadar adı geçen illerden biri. İlginç şaraplar yapıyorlar. En eski ve bilinen üreticilerden biri olan Pamukkale şarapçılık da oradan 80 km ötedeki Güney ilçesinde. Sahibi Yasin bey ile tanışmıştım ama 3 yıl önce beklenmeyen bir kalp krizi ile yitirmiştik. Reserve ile ilgili bir küçük not; 2022 tarihlilerini almayın, çok sık oksidasyon sorunu ile karşılaşılıyor.

Denizli-Burdur- Manisa-İzmir hattına dikkat ediniz. Medeniyetin beşiği, bir fırsatınız olduğunda Hierapolis, Laodiekia, Nysa, Afrodisias, Sagalassos, Efes kentlerini ziyaret ediniz. Zaten şarap da aynı güzergahta. Elmalı’yı unutmuş değilim.

Yunanistan rotası bir sonraki yazıya kaldı, ama bu seyahatlerim ile yılda 5 ay tatil yapmanın yolunu buldum. İki ay hazırlanıyorum, 1 ay sürüyorum motoru, iki ay da yazıyorum..


Discover more from Korkud Demirel

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

One thought on “Zeytin, enginarlı kısır, Yunanistan güzergahı

Leave a comment