Özel bir gün

Bir ömürde kaç özel gün kutlanmaya vasıl olur. Kendi yaşım üzerinden yürürsek 60 küsür ben, yakınlar, cocuk/lar, yılbaşılar 200 civarı. Hadi birkaç da başarı gününü ekleyelim, mesleki başarı kilometre taşlarını da ekleyin, hadi bir de yakınların benzer durumları, ortalama yılda 4 olur, ve kendinizi bildiğinizden sonrasının matematiği size 160-220 arasında bir rakamı gösterir. Hoş bana her gün bayram, ama soru da yerinde,”özel bir günde ne yapılır?”Bu soru hep aklımı meşgul etmiştir, Hani beklediğim bir özel gün daha var, ülkemin yeniden vasat beklentilerin ötesinde hedeflere koşacağı, ve vatandaşların kendilerini dindar-kindar-sizden-bizden-Kürt-Alevi gibi etiketlerle bir yerlere ait olmak zorunda hissetmedikleri ve sadece gelecekleri ile ilgilendikleri ve ilgilenenleri seçtikleri. Aaahh Atatürk’üm. Laf uzadı, bu doğru tanımlayıcı soru sorma alışkanlığı bir anlamda her şeyi berbat ediyor ama İngiliz filozof Bertrand Russel’ın dediği gibi “soruyu doğru sor, yanıt ona göre gelir”. Ama önce soru doğru olmalıdır.

Yazının geri kalanını okuyacaklar için bir önerim olacak, önce bu yazıyı okusunlar. Çünkü hikaye Nisan başında bir tesadüf ile başladı.Aşağıdaki fotoğraf Nisan başından.

Neyse bu özel günümde, sabaha onlarla başlamaya karar verdim. Saat 6:40 da oradaydım. Balina Hüseyin, ki grubun ad hoc lideri beni hatırlar gibi yaptı ve hemen giyinmemi / soyunmamı önerdi zira yüzmeye gidecekmişiz. Zaten hazırlıklıydım ve hızla hazırlandım. Bilmeyenler için soldaki Balina Hüseyin, sağdaki ben. O da motorcu, yumuşak huylu görünüyor, herkesi tek tek tanıyor ve grubu bir arada tutmak için maddi manevi çaba sarfediyor. Yok, yok bir arada tutmak için değil, zaten kendiliğinden böyle, birleştirici biri. Harcamalar kollektif veya bağış gibi görünüyor.

Ardından Sarayburnu’na doğru yürümeye başladılar, hepsi yani 50 kadar kişi. Ben önce anlamadım ve 100 m onlarla gittim ama sonra nereye gidiyoruz diye sorgulayınca oradan birine sordum. Sorduğum kişi hasta olduğu için yüzmeyecekmiş ama “dolmuş” a gidiyorlar dedi. Meğerse dolmuş akıntının başından atlayıp sonundan çıkmakmış. Telefon ve terlik dahil her şeyi bırakıp grubun peşine düştüm ama hem 5 dakika gerideyim hem de fotoğraf çekme olanağım yok. Diğer taraftan halimiz harika, sahilde bir sürü erkek, hiç kadın yok grupta, mayo ile yürüyoruz. Mayo diyorum ama grubun bir kısmı gerçek mutaassıp zira dizaltı şortlarla ve hatta neredeyse bileklerine kadar uzanan haşema görüntülü şortlarla. Benim gibi mayolu üç kişiyiz.

Sarayburnu’nda seyahat gemilerinin bağlandığı buruna kadar yürüdükten sonra denize atladık. Hüseyin en son atlayandı. Suya dayanaklı bir go pro ile su içi mülakatlar yapmaya başladı ve bir kısmını buradan izleyebilirsiniz. Gemilerin bağlandığı yer boğazın sularını tam cepheden karşılayan Topkapı Saray’ının tam burnu. Biraz çaba ile o girdaptan çıkınca akıntı sizi sürüklemeye başlıyor. Sürüklemeye başlıyor ama suyun ısısı 16 Santigrat. İlk atladığımda yanımda yüzenle sohbet ederken ne kadar üşüdüğümü anlatınca dert etmemi bir süre sonra alışacağımı söyledi.

Bir süre sonra alışmıyorsunuz sadece soğuktan sinir iletiminiz bozuluyor. Su 16 derece ama bu adamlar 9 dereceyken de giriyorlar, gözümle gördüm. Soğukta parkur biraz daha kısaymış ama ne farkeder. Dokuz derecede 10 dakika zaten bir felaket. Bizim parkur yaklaşık 30 dakika sürdü. Başlangıçtaki açılma çabası dışında şamandıra gibi suyun üzerinde dursanız çıkışa geliyorsunuz.

Harika bir deneyim, bir süre sonra çalışmayı bırakan sinirlerdeki sinaptik geçişler zaten soğuğu beyne iletmekten vazgeçince artık üşümüyorsunuz. Vazokonstriksüyondan doğabilecek sorunları dikkate almazsanız harika. Suyun rengi zaten kurşuni. Başınız suda yüzünce kulaklarınızın derinlerinde, hatta beyin kökünde soğuğu hissediyorsunuz, ama kapakta da görüldüğü gibi bizi çay bekliyor. Öncesinde zaten karpuz ile kahvaltı edilmişti.

Ama çıkış, o yosunlu kayalardan nasıl çıkacaktım. Heyhat Balina onu da düşünmüş ve suyun içinden güvenli alana kadar halı konulmuş. Bir kez halıya tutunabilirseniz çıkıyorsunuz ve çay sizi bekliyor. Mayo değişmek için kıdemlilerde değişme havlusu var, üzerinde Sarayburnu Balina yazıyor.

Bu arada “Özel bir gün” demişken çok sevdiğim Sophia Loren ve Marcello Mastroianni’nin baş rollerini oynadığı filmi unutmak olmaz. Bu fotoğrafı sigara ve periodontal hastalık konuşmamda bağımlılık mekanizmasını açıklarken kullanıyorum.

Aslında her günün özel olduğunu anlayabilmek için neden bu kadar zorlanıyoruz hiç düşündünüz mü?? Kendimize, beklentilerimize yeniliyor olabilir miyiz? Özdemir Asaf’ın Yaşam adlı şiirini hatırlamamak imkansız.


Discover more from Korkud Demirel

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

One thought on “Özel bir gün

  1. Sana gitme demeyeceğim.
    Üşüyorsun ceketimi al.
    Günün en güzel saatleri bunlar.
    Yanımda kal.

    Sana gitme demeyeceğim.
    Gene de sen bilirsin.
    Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
    İncinirsin.

    Sana gitme demeyeceğim,
    Ama gitme, Lavinia.
    Adını gizleyeceğim
    Sen de bilme, Lavinia.

    1957

    Asaf ı ilk kez bu şiiriyle tanıdım. Tanıyanlar nazik bir İstanbul beyefendisi olarak bahsederlerdi. R harfini söyleyemezmiş; birgün taksiye binmiş şöföründe R harfini söyleyemediğini anlamış, alay ediyor gibi olmasın diye karaköy e gidecekken şöföre eminönü demiş ,yağmur yağarken eminönünden karaköye yürümüş…

    Yalnızlık, yaşamda bir an,
    Hep yeniden başlayan..
    Dışından anlaşılmaz.

    Ya da kocaman bir yalan,
    Kovdukça kovalayan..
    Paylaşılmaz.

    Bir düşün’de beni sana ayıran
    Yalnızlık paylaşılmaz
    Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

    Özdemir Asaf

    Liked by 1 person

Leave a comment