Evet, her ne kadar Tanrı ile hiç bir alışverişim olmasa da küçüklüğümden beri bana öğretilen bu. Anneannem ki ismi Naime idi, bana ilk bu kavramı öğretmişti (John Coltrane ‘nin böyle bir eseri vardır, ama ne yazık ki anneanneme yazılmamıştır (https://www.youtube.com/watch?v=bPAC6zt_1ZM). Anneannem zamanında Şişli’de at binmiştir, Fransızca eğitim almış olan anneannem zamanla öyle fakir olmuştur ki (sanırım babası yabancı bir ülkede kaybolmuş ve eşi vefat etmiş), terzilik yaparak hayatta kalmaya çalışırken çocuklarını okuldan almak zorunda da kalmıştır. Ama aynı anneanne, hayatı boyunca oruç tutan ve başından beyaz tülbenti eksik olmayan kadın, ben evlenirken “oğlum sen başörtüsünden hoşlanmazsın, ben gelirken çıkartırım” demişti. O nasıl laf diye savuşturduğum bu ataktan sonra Naime kalan parasını (4000 USD) camiye bağışlamak istediğinde onu ÇYDD derneğinin yaptırdığı okula yönlendirdiğimde çok sevindi ve hatta okul açılıp Kağıthane’de dersliği öğrencilerle görünce gözyaşlarına hakim olamamıştı.
Neyse laf uzadı. Genelde yaşlıları sevmem ama anneannemi severdim, zira adil idi. Ama asıl konu “Boş duranı Allah sevmez”. Ben de olsam sevmezdim. Dünyadaki en büyük israf zamanı harcamaktır. Günümüzde insanların, hele hele gençlerin “cafe”lerde oturup kendilerini dizi karakterleri gibi algılayan ve iyi hisseden “insanların”, nasıl olup da zamanlarını harcadıklarını gördükçe daha da kafam karışıyor. Ötesi sosyal medya için harcanan zaman ve karşılığındaki hayal kırıklığı..
Pandemi, benim için hayatımın bir köşesi oldu. Bir günde tüm kurallar değişti, akşama sokağa çıkmak yasaklandı. Sanırım Cuma günüydü Dünya Sağlık Örgütü pandemi açıklamasını yaptı, ben o zaman kadar pandemi nedir bilmiyordum, ama hızlıca öğrendim. Neyse, sokağa çıkmak yasaklandı, ve kalabalıklar resimden çıktılar ve bu koşullarda Nişantaşı’nı resimledim. İşte onlar ama taksimden başlıyorum:

Taksim’de düşünen kumrular. Hayatta ilk kez karşılaştığım “pandemi” karşısında ben de farklı değildim, düşünüyordum. Bu kumrular nefis bir baskı oldu, muayenehanede var. Fotoğrafın ismi “Fikir Teatisi”.

AKM yeniden inşa ediliyor. İç kubbe görülüyor bu çekimde. Mimari olarak beceriksiz bir eser, en azından öncekinden iyi olmalıydı, ama hiç olmazsa eski yerinde. İlerleyeceğimize eskiden sahip olunanı elde tutmuş olmak başarı kabul ediliyor. İşte muhafazakarlığa göre referans alınca, olacak bu kadar. Ama beklenen de bu kadar.

O her korkulan! günde polis çitleri ile kapatılan Taksim Cumhuriyet Anıtı. Viki’ye göre, “Cumhuriyet dönemi anıtları, ilk kez figüratif bir anlatımla Atatürk’ü ve yeni düzeni topluma tanıtan heykellerdir. Bu anıtların yerleştirileceği alanlarda, önlerinde tören yapılacağı düşünülerek çevre düzenlemesi yapılmıştır. Sunay Akın’ın aktardığına göre, bu nedenle cumhuriyetin yeni gösteri alanı olarak seçilen Taksim Meydanı’na anıt yapılması için dünya çapında bir yarışma düzenlenmiş ve İtalyan Pietro Canonica kazanmıştır. 1925 yılında dönemin İstanbul milletvekili Hakkı Şinasi Paşa başkanlığında kurulan komisyon, Pietro Canonica ile iletişime geçerek anıtı sipariş etmiştir. 84 ton ağırlığındaki anıt, 2,5 yıl sonra tamamlanarak Roma’dan İstanbul’a gemiyle getirilmiştir.”

440 çift ayakkabı. Vahit Tuna, yerleştirmenin sanatçısı. 2018 yılında öldürülen 440 kadın için yapılmış bir eser. Anlatım için ayakkabıyı seçmiş olması kendi ifadesi ile “onlar bizi taşıyanlar”, ama anladığım kadarı iki boyutlu anlamı var. Bit taraftan fiziksel olarak insanları taşıyan ayakkabılar, diğer taraftan biyolojik ve gönül taşıyıcılarımız. İşin ironik tarafı öldürülenler ayakkabıları ile öldüler, sokakta öldüler. Siz hiç ölen insan gördünüz mü?. Düşünebiliyor musunuz, ama zaten sadece cinsiyeti farklı diye birinin öldürülmüş olmasını düşünebiliyorsanız, ya da kırmızı pantolon giydi, inançlı değil, eşcinsel, saçları sarı veya oruç tutmuyor diye birinin öldürülmüş olmasını sükunetle düşünebilip, “bana bir şey olmasın aman” diye sindirebiliyorsanız aynı tarafta değiliz. Ama acaba karşı çıkınca başıma ne gelir diyorsanız haklısınız. Ben de sıklıkla aynı şeyi düşünüyor ve bekliyorum. İşte bu da korku siyaseti..

Kısacası pandemi çok verimli geçti..Çalışmayanı Allah sevmez. Zamanı boşa harcamak israftır.
Ama biraz da Nişantaşı ve Maçka.

Tam taşın olduğu yer. Taş sağda. Rumeli caddesine doğru bakıyoruz.

Aynı nokta bu kez Harbiye’ye doğru bakıyoruz.

Ve Teşvikiye caddesi, taş solda kalıyor.
Anneannem 93 yaşında vefat etti. Ne dediyse çıktı. Ayağınız denk alınız… “Sevilmiyor olabilirsiniz”
Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.