Özensizliğin bu boyutu aklımızla dalga geçmektir!

MMM 3, Bafra-Samsun

Bafra’dayım, Sinop Bafra arasında dikkate değer hiç bir şey yok, Kızılırmak dışında. Sanırım o da benim coğrafya merakım yüzünden önemsediğim bir nehir. Avanos’da çömlek yaptıran da aynı nehir. 1300 km den daha uzun, Sivas İmranlı’dan doğan ve deltasında 500 den fazla bitki türünü barındıran, Türkiye kuşlarının 2/3’üne ev sahipliği yapan nehir. Ama ne nehir, görmeye değer. Zaten deltası bile oraların en büyük serveti. Zamanında tütünün memleketi olan delta şimdilerde pirincin en fazla üretildiği yer.

Burası babamın, annemin, benim, kardeşimin, kızımın ve diğer akrabalarımla birlikte muhtemelen binlerce kişinin kayıtlı olduğu mahalleye ismini veren Camii-Kebir. Yani büyük cami, mahallenin ismi bu. Caminin kendisi de işte bu:

Karşısında da aşağıdaki ev var. Bu evin benim açımdan önemi 1928 yılına tarihlenmiş olması. Yani babamın kısa pantolonu ile önünde koşuşturduğu yıllarda o oradaydı ve bu dönem muhtemelen 1935-42 yılları arasındaydı. Babam 32 doğumluydu. Kısacası onun gözleri ile gördüğüne ben de bakıyordum.

Aradan geçen neredeyse 90 yıldan sonra hala ayakta, kardeşi(hemen yanındaki tıpkısı gibi, o 20 numara) gibi henüz satılık değil ama inadına ayakta ve mihrap ayakta. Belli ki zamanında da çok güzelmiş.

kyfghfjhkk

Bütün bu güzelliğine karşın Bafra’da, Sinop’ta, Samsun’da, Türkiye’de yeni yapılan bütün binalar çirkin. Bu özensizliğin tek açıklaması kazanç kaygısı ise vay halimize, diyecek bir şey kalmıyor. Bu güzelim binaların, hoş gördüğüm kadarı ile Bafra’da 150-200 kadar kalmış, hemen komşuluğunda tüm şehirlerimizi karalayan, metrekarenin maksimize edildiği ve en ucuz boya ve renklerle boyanmış binalar. Yurt dışındaki şehirlere gidip de tarihin korunmuşluğu karşısında salyası akan bizler nasıl olup da evdeki koruma konusunda bu denli duyarsız olabiliyoruz.

Yine yukarıdaki resimde biraz insaf var, hiç olmazsa aynı sevide komşular. Ön planda benim motorum..

Aslında bu zincirleme giden bir durum. Korumaktan ziyade koruyormuş gibi görünme sorunsalı. Gerçekten yapmak yerine yapıyormuş görünme, mış gibi olmanın hücrelerimize işlemiş olması gündelik hayatta bu konuda duyarsızlaştırıyor bizleri. Resmi hava yolumuzda bile “telefonunuzu uçuş moduna” alın uyarılarının yapıldığı yaşam alanımızda daha bunların nicesi var. Elbette “öz itişimli götürgeç” tartışmasına dönmek niyetinde değilim ama ayar kelimesini bulmak çok mu zordu da mod kullanıldı. Aranızdan “seni emekli albay, seni” diyenleri duyar gibi oluyorum. Ama sanırım kararları alanlar veya görevlendirilenler liyakat ile seçilmediğinde bu aksamaların olması kaçınılmaz.

Müzik dinlemeyi öğrendiğim, klasik müzik ile beni tanıştıran TRT 3 radyosunda programlar arası şu duyuru yapılıyor: “Türkçemizi geçmişten geleceğe taşıyanlara bin selam olsun. Kaşgarlı Mahmut’tan Yunus Emre’ye, Hoca Ahmet Yesevi ‘den Karacaoğlan’a, Karamanoğlu Mehmet Bey’den Aşık Veysel’e, coşkun bir ırmak gibi çağlayan bu zengin kültür mirasını korumak ve yaşatmak hepimizin görevidir. Dilimiz geçmişimiz, dilimiz bugünümüz, dilimiz geleceğimizdir.” Bak bak bak.. Dilimiz geçmişimiz, dilimiz bugünümüz, dilimiz geleceğimizdir diyorlar ama sadece diyorlar. Dili, tarihi, tarihsel değerleri korumak sadece kendini geçmişin hamisi sananlara bırakılmayacak kadar önemli bir iştir. Kolları sıvamazsanız 20 sene sonra geçmiş de kalmayacak, dil de.

Amisos yani Samsun çok sevdiğim illerimizden biridir. Defalarca konferans vermeye gittim, yıllar önce basit düzgün samimi bir şehir iken artık büyükşehir gömleğini giymiş olmanın tüm özelliklerini taşımaya başlamış. Bu arada gecikmiş bir şekilde 2025 de İstiklal Madalyası verilmiş. Çok değil 101 yıl gecikme ile, siyasi açıdan muhafazakar olan bir şehir için sürpriz açıkçası.

Akşam Oda için seminer vermeden önce yeni tamamlanan Samsun müzesine gitmeyi ihmal etmedim. Devlet bütçesi açısından bile bir servet harcanan müzenin mimarisi harika idi. Arkeoloji ve Etnoğrafya müzesi karşımı olan müzenin kolleksiyonu özellikle Kuzey Hitit bulguları açısından kayda değer. Elbette mesleki açıdan çok ilgimi çeken buluntular vardı. Örneğin müzenin kayıtlarına göre trepanizasyon olarak kaydedilmiş aşağıdaki kafatası:

Ancak, deliğin açılma şekli daha ziyade kazayı çağrıştırıyor, ve kapanmamış olması ise hastanın kısa zamanda ölmüş olduğunu gösteriyor. Biyolojik hafiyelik harika bir uğraştır. Biraz daha dikkatli bakınca müteveffanın benim gibi dişlerini sıktığı/gıcırdattığı görülmektedir.

Ama özensizlik sizi tam da en savunmasız anınızda yakalıyor müzede. Tam kafatasının sahibi ile ilgili hikayeler kurgularken birden karşınıza çıkan ve beceriksizce çevirisi yapılmış bir ifade tutsak ediyor. Her şeyin birbiri ile bağlı olduğunu düşünen bütünlükçü biri için bu çeviriyi yapmış olanın ve aynı ekipte yer alıpta düzeltmeyi yapamamış birilerinin vereceği bilgilerin geçerliliği aklımın sınırlarını zorluyor. Domainance diye bir İngilizce kelime yoktur.

Bu kadar büyük bir projede böyle bir hata affedilecek gibi değil. İngilizce’de henüz olmayan bir kelimeyi kullananın özgüveni , yaptığını sözlükten bile kontrol etmeyecek kadar gelişmiş rahatlığın bizi nereye götürdüğünü bir sonraki fotoğrafta göreceksiniz. , Aman ne olacak, abartma diyecekseniz, bir de şöyle bakınız. Doktorunuzun ameliyat sırasında işlemin anlamını kaybettirecek boyutta hata yapmasına ne kadar hazırsınız?

Diyebilirsiniz ki, ne olacak canım olmuş bir defa. Hayır olmamış bir defa aşağıdaki tabelada da hata var. Religious öyle yazılmaz. Bizim verdiğimiz vergilerle bunları yazanlardan ziyade, bu çalışanların yaptıkları hataları göremeyecek kadar bilgisiz yöneticilerinde kabahat var.

Hem de gördüğüm en güzel müze binalarından birinin kapısında. Elbette müzenin yönetimine ulaşmaya çalıştım ama izin vermediler, ki normal, ama değerlendirme sayfasında yazdığıma da yanıt vermediler. Mış gibi durumu..

Akşamki seminerden sonra genç ve dinamik Samsun odasının yöneticileri ile yemeğe gittik. Bu insanlar var ya hiçbir karşılık beklemeksizin emeklerini ortak alana verenler var ya, çoğunuzun haberi yok, onlar olmasa biz de olmayız.

Ama yol beni bekliyor. Sabah hava bozmaya başladı ve ben yolda olmalıyım.

Odamdan çektiğim bu fotoğraf bile içimdeki sıkıntıyı anlatmaya yeter. Ama motorda zaafiyete yer yok. Saat 6 da kalkacaksınız, yola çıkacaksınız ve yapılabilecek en iyi işi yaptığınızı düşüneceksiniz. Trabzon yolundayım ve yağmura hazırım..


Discover more from Korkud Demirel

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

One thought on “Özensizliğin bu boyutu aklımızla dalga geçmektir!

  1. Dil konusundaki hassasiyetinize ben de katılıyorum. Yıllar önce Anıtkabir ziyaretinde o kadar çok İngilizce tercüme hataları görmüştüm ki, utanım görevlileri uyardım tekrar incelemeleri için; ama sadece gülmüşlerdi… Liyakat ve özenin unutulduğu ya da patoloji olarak görüldüğü bir topluma dönüştük sanırım… Kaldminize sağlık…

    Like

Leave a comment