Aslında yazıya başlarken 3 senedir kullandığım motorumun modeli olan NT 1100’ü kapsamlı bir şekilde değerlendirmeyi planlıyordum. 30000 km yaptıktan sonra bu motor hakkında düşündüklerimi paylaşmak istiyordum. İstiyordum, çünkü motora yeni başlayacaklar neye bakmalılar, değiştirecekler neleri dikkate almalı onları anlatmak ama en önemlisi motor kullanmayanlara bir şekilde maya çalmaktı amacım.

Ama motora başlama hikayeme girince içinden çıkamadım ve NT1100’ı ikinci anlatıya bıraktım. Önce motora başlama hikayemi anlatmak istiyorum. Aslında hayatımın büyük bir kısmında iki tekeri çok sevdim ve hep üzerindeydim. Çocukluğumda önce Ataköy, ardından Konya (bilmeyenlere not dümdüzdür ve eskiden herkes bisiklet kullanırdı), sonra Tarsus (yine dümdüzdür ve bisiklet hala çoktur) bisiklet ile olan aşkımı yeterince beslemişti. Sanırım Ataköy’de oturduğumuz o bir yıl ilk heyecanı başlatandı. Otuz yıl sonra ise, İstanbul’un o boğaza yakın mahallerinde tepelerin olması ve sonra gelişen atriyal fibrilasyonum nedeniyle uzak durduğum bisiklet tutkuma sonunda 2005 yılında geri döndüm. Soldaki beni döndüren bisiklet.
O yıllarda Ulus’ta oturuyordum. Zaten fazla olan kalp atışlarım Ortaköy’den Ulus’a çıkan Portakal yokuşunda biraz daha artıyordu. Portakal yokuşunun da isminin hikayesi bir hoş. Adını, 19. yüzyılda bölgede yaşayan Sultan II. Abdülhamid’in Maliye Nazırı Mikael Portukal Paşa‘dan almış. Motorsikletten yola çıktık ama bakın nereye geldik. Bitmedi Portakal günümüzde Raffi Portakal’ın soyadı (bizzat kendisi bile uğraşmış olmasına rağmen kanıtlayacak belge bulunamamıştır ama bu benzerlik ne kadar kanıt ister ayrı bir soru). Üçüncü kuşaktan Mikail paşanın akrabası gibi görünüyor aramalarda.. Ama ilginç olan Portakal’ın hikayesi. Bakın yapay zeka ne anlatıyor: “Paşanın asıl adı Mikael Portugal‘mış. Ancak dili dönmeyen İstanbullular ‘Portugal”ı “Portakal” yaparak kullanmış ve hem paşanın lakabı hem de yokuşun adı bu şekilde yerleşmiştir. Nitekim Jacques Pervititch’in 1920’lerde yaptığı İstanbul sigorta haritalarında bu yokuş “Portugal Pasha Yocouchou” olarak yazılmaktadır.” Tahmin edileceği gibi Portugal meyvesine portakal diyoruz. Lafı uzattım, kusuruma bakmayınız ama zaten kendim için yazıyorum, siz beğenin diye değil. Beğenirseniz ve yollarımız kesişirse ne ala. Portakal yokuşunu bisikletle çıktığıma göre her yokuşu çıkabileceğim varsayımından yola çıkarak Bebek yokuşuna kadar hepsini çıktım. İnşirah’ın ikinci yarısını çıkamadım. O yıllarda boğazda bisikletçi görülmezdi. Kızımı jimnastiğe götürdüğümde onu beklerken 30 km binerdim. Sonralarda bir şeyler oldu ve bir kaç taşınmadan sonra Teşvikiye’ye yerleştim.

Ama bu arada zaten diz eklemlerim bitmişti ve bisiklete binmek artık acı veriyordu. 2019 yılında böyle bir sıkışmışlık ve çaresizlik (önemli bir şey değil ama yüreğim iki teker istiyor) içinde motorlu (elektrikli) küçük, pratik şehir içi ulaşım aracı olan bir scooter aldım. Şu ayakta sürdüklerimizden, kiralananlardan. Küçük tekerleri ve yere yakın şasileri nedeniyle birkaç defa düştükten sonra aklım başıma geldi ve kafamı kırmadan motora geçmem gerektiğini anladım.
Ama bu düşme hikayesini anlatmazsam olmaz. Teşvikiye’deki Işık okulu var ya, tam da o ara sokakta. Sanırım ismi Nişantaşı Ihlamur yolu. İşte ilk düşüşümde, kaldırımda scooter’la ilerlerken trafiğin durduğunu görünce orta hızda kaldırımdan inerek karşıya geçmeye kalktım. Ama tekerlekleri küçük olan scooter’ın ön tekeri kaldırımdan indi fakat şasisi kaldımın kenarına oturdu ve hareketin momenti nedeniye ben, 85 kiloluk kütle olarak fırlayarak yolun ortasına orta sert bir iniş yaptım. Kafamda kask yok ama her zaman şanslıyımdır, bana bir şey olmaz. Bu defa da olmadı, trafik durduğu için üzerimden araba da geçmedi ama etraftan koşanlar ve bağrışlardan acıklı bir durum olduğunu anladım. Neyse vücudumun köşeleri azıcık acısa da yerimden kalkabildim ve kırığım olmadığı anlaşıldı. Ama gösterilen ilgiden ucuz kurtardığımı anladım. Scooter sağlam, ben sağlam, muayenehaneye doğru devam. Üç beş hafta dirsek ve diz ağrısı sonra unuttum. Taa ki aynı yerde iki ay sonra tekrar düşene kadar. Olaylar aynı şekilde gelişti, ancak tam kaldırımın kenarına gelince şasinin oturacağını hatırlayıp, hızlanıp uçmaya karar verdim, uçtum da, ama yere indiğimde scooter’ın ön teker çatalı kırılmış ve ben yuvarlanıyordum.Yine etraftan “amca düştü” gibi sesler, birileri beni kaldırdı, yine şansım yaverdi ama mesajı almıştım. Kırılan çatalın yenisini Çin’den sipariş edip scooter’ı çatlak asistanlarımdan birine hediye ettim.
Ama bu arada geleceğin motorda olduğunu anlamıştım. Artık ağrıyan dizlerimin işlerini bir makineye bırakmalıydım. Öyle de yaptım ve uzun araştırmalardan sonra ne alacağımı belirledim ve bir Honda satıcısı aradım. Bu arada A ehliyet için de ders alıyordum ve sonunda ehliyetimi aldım. A ehliyet her motoru, her cc’yi kullanabilen bir ehliyet. Ardından, Esengül Honda’ya gittim ve oradaki adama (sanırım şirketin sahiplerinden biri idi zira soyadı Esengül idi) bir ikinci el DCT 750 almak istediğimi söyledim. Adam ” harika bir seçim, şimdiki moturunuz nedir?” diye sordu. Bu ilk motorum olacak deyince “kusura bakmayınız bunu size satamam bu motor sizin ölümünüze neden olabilir” dedi ve beni Honda motorsiklet sürücü kursuna yönlendirdi. Her şeye önce itiraz eden ben, karşımdaki bu kadar net olunca durumu hiç zorlamadan Honda’nın bu kurumsal kurslarına kayıt oldum. Son derece organize, eğitmenleri yetkin ve verimli bu kurslardan çok şey öğrendim. Altı basamaklı olan bu kursların dördünü tamamlayınca motoru bana sattılar, ama devir yapıldığı gün “artık motor senin al götür ” dediler.

İşte al götür bu motor. Son derece verimli, otomatik, %20 off road, %80 yol, harika bir makine. Hala düşlerimde. Bu sene yapacağım uzun yoldan sonra sanırım tekrar döneceğim model bu.
“Al götür” demek kolay, ehliyetim var, sertifikalarım var ama tek başına motor ile trafiğe çıkmak yemiyor. Devir işlemleri için Esengül motordan Mustafa ile Noter’e gitmiştik. Mustafa tatlı bir insan, sesi bas bariton (zaten bir süre seslendirme yapmış), kibar, ve anlayışlı. Biraz çaresizlik içinde, aklımdan ehliyet için ders aldığım sürücü kursundan birilerini ayarlayıp motoru aldırmak ve kurs alanında park edip denemek filan geçerken Mustafa imdadıma yetişti. Koray Küden diye birinin ismini verdi. Koray diğer bildiğim Koraylar gibi candan ve öforik çıktı, “abi sen merak etme ben gider motorunu alırım, benim garajda park ederim ve sana güvenli sürüş tekniklerini anlatırım”dedi. Gerçekten de Koray ile önce trafiğe kapalı alanlarda sonra trafikte birlikte çalıştık. Birkaç gün boyunca benim sürüşümü kaydetti, birlikte seyrederek nerelerde hata yaptığımı anlattı. Öyle hataları başınıza vura vura değil, sonuçları üzerinden açıkladı. Koray’ı o kadar beğendim ki daha sonra kızıma da otomobil sürücü kursları aldırdım. Koray bana motor üzerinde nasıl davranılması gerektiğini öğretti. Ama her nitelikli profesyonelin yaptığı gibi Amerika’ ya şansını denemeye gitti. Sanırım başarılı da oldu ve onu da kaybettik, şimdi orada ders veriyor.

Karadeniz, Nikon D 80, 35mm
Neyse “Mavi Melek” bu DCT 750’me taktığım isim di, bana çok hizmet etti. Çok gezdim, yukarıdaki gibi Karadeniz kıyılarından Trakya’ya kadar. Hele o pandemi döneminde kimsenin sokağa çıkamadığı dönemde yollar boşken hem motoru öğrenmeme hem de İstanbul’un bir daha çekilemeyecek boş fotoğraflarını çekmekte, aşağıdaki gibi.

Nişantaşı, nişan taşının tam da orası, Teşvikiye caddesine doğru çekilmiş fotoğraf. Nikon D80 35mm
Ama Mavi Melek’in sonu hazin oldu. Motorumu park ettiğim otoparkın sorumlusu bir gün beni aradı:” abi senin motor devrilmiş, buraya gel” dedi. Beni arayan Tolga’nın da motorcu olduğunu bildiğim için ” kaldır o zaman Tolga” dedim. “Abi sen yine de gel” deyince bir enayilik olduğunu anladım.

Zeynep hanım navigasyon cihazını ayarlarken sanırım ekrana biraz uzun bakmış. Allah’tan Zeynep hanımın sigortacısı beni doğru yönlendirdi ve motor perte çıktı. Gördüğünüz gibi şansıma güvenmesem de şanslıyımdır, hem ben pert olmadım hem de sigortacım Serkan Çamur tamı tamına karşıladı.


Sonra da çekiciye yüklendi Mavi Melek’im. Çok sevmiştim motorumu..
Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.