İstanbul Arkeoloji Müzeleri, bu resmi adı, zira aslında aynı bahçe içinde Eski Şark Eserleri Müzesi, Çinili Köşk Müzesi ve Arkeoloji Müzesi var olmakla birlikte düzenli ziyaretlerime başladığım 2020 yılından beri ilk ikisini gezmek hiç mümkün olmadı zira restorasyonları aralıksız devam etmektedir. Altıncı yılda hala kapalıdırlar. Gezebildiğiniz 1/3 lük kısmı bile dünyadaki en önemli 10 arkeoloji müzesi içine girmektedir. Pahallı bir müze olmamakla birlikte gezemediğiniz bölümler için indirim yapılmamaktadır. Sağda müze binasının ana girişini görmektesiniz.Müze binası olarak yapılan bu ihtişamlı yapı büyüleyici..

Arkeoloji merakıma ilk zararı veren de, yeşerten de İstanbul Arkeoloji Müzesidir. 90’ların başında bir kış günü gittiğimde içerisi ısıtılmayan ana binada öylesine üşümüştüm ki sadece İskender’in lahdini görüp çıkmıştım. Aradan geçen yıllarda bu üşümenin hatırasını aklımdan silemediğim için Sultanahmet’ten bile geçmemiştim. Yıllar sonra Mozart’ın “Saraydan Kız Kaçırma” operasını İstanbul Festivali kapsamında aynı bahçe içinde izlediğimde eski merakım yeniden filizlenmiş ve yılda bir gidip gelmeye başlamıştım. 2020 den beri ise İstanbul Arkeoloji’ye yılda iki kez gitmeyi adet haline getirmiştim. Müzekart da olunca benim için sıra beklemeden kolayca ziyaret edilebilen bir yer, idi.
Müzekart çok güzel bir proje. Kolay erişilebilir, ucuz ve ülke çapında tüm müzelere girebiliyorsunuz. Bu sayede para verip girmeyecekler de giriyorlar. Bir taraftan iyi, zira bir maya çalınmış oluyor, diğer taraftan kötü çünkü müzede nasıl davranılacağından habersiz bazı insanların birbirlerine seslenişleri, yüksek sesle telefonda konuşmaları, çocukların çığlıkları ve anlamsız yorumları müzede olmanın dinginliğini ve keyfini kısmen de olsa ortadan kaldırıyor. Neyse, elitist bir bakış açısının tıpkı vasatı standart olarak kabullenme gibi kimseye faydası yok.

Biz Müzekarta gelelim. Meğerse bu gidişimde aynı yıl içinde aynı müzeye 3. kez gidiyormuşum. Geçiş turnikesinde kırmızı ışık yandı ve görevli beni bilet gişesine geri gönderdi. Müzekart kullanım süresince aynı müzeye sadece iki kez girmenize izin veriyormuş. Tercüme edecek olursam indirim hakkınızı aynı müzede bir yıl içinde iki kez kullanabiliyorsunuz. Üçüncü için yeni kart almanız lazım.
Gişede uzun kuyruk var, ki kuyruğun nedeni kısa bir süre sonra belli oldu. Bilet alacaklar ile kart çıkartacaklara aynı görevli hizmet veriyor. Kartınıza resminiz basılıyor, kimliğinizin fotokopisi çekiliyor, kart basılıyor, kartın arkasında resminiz, geçerlilik tarihi (bir yıl), birkaç kod vs var. Yaklaşık 4-5 dakika süren işlemleri yapan bu kasa ile KK uzatarak günlük bilet alacağınız kasadaki kişi aynı. Bu kuyruğu bekleyen 20 kişinin arkasına doğru ilerlerken beni turnikeden geri çeviren görevli doğrudan görevliye yönlendirince haliyle sıranın başındaki beyden özür dilemek zorunda kaldım ama sıra başına geçmiş olmak da hoşuma gitmedi değil. Benden önceki çifti beklerken kart macerasının yeni boyutlarına tanık olacaktım. Önce çiftin hikayesinden başlayayım. Anadolu Üniversitesi öğrencisi olan çiftin öğrenci kimlikleri kabul görmediği için kenara çekilip e-devletten öğrenci olduklarını kanıtlamaları istendi ve görevli, benim işimle ilgilenmeye başladı. Kısacası resmi bir kurumun verdiği resmi belgeyi diğer resmi kurum kabul etmiyor. Hani bir laf vardır “gülme başkasına gelir başına”. İndirimli sınıfına giren öğretmen, akademik personel, öğrenci grubuna dahil olduğumu kanıtlamam için bir önceki indirimli kartım yetmedi ve akademik kimliğim istendi. Ben de verdim. İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi kimliğimi. Üzerinde İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Personel kimliği yazıyor ve ünvanı satırında Profesör ve görev yerinde Emekli yazıyor. Gişedeki görevli dedi ki bu kimlik akademik değil personel yazıyor, inanmayacaksınız ama böyle dedi!

Durumun absürdlüğü karşısında benden önce olan ve sırasını aldığım sıra başındaki adam “siz hasta mısınız, adam profesör” dedi. İş gerilince normal giriş ücretini ödeyip adamı ve kendimi kurtarmaya çalışmam da pek işe yaramadı. Ok yaydan çıkmıştı, müze yöneticisine telefon edildi, yönetici benim akademik olduğumu teyit etti. 20 kişilik sıra olmuş 50. İşini doğru yapma, yaparken sorumluluk alma, insiyatif kullanma konusu Orta Doğu’da sanırım eğitimin derinliğinin yetersiz olmasından güç gösterme fırsatı olarak kullanılıyor. Bir sonraki kartımda Commodus un resmi olsun istiyorum.
Her şeye rağmen bu güzel binanın içinde ve nadir olan koleksiyonun yanıbaşında olmanın keyfi ve mutluluğunu kelimelerle anlatmak imkansız diye düşünürken cep telefonu ile yüksek sesle konuşan “özel güvenlik” Tanrı BES (Mısır tanrısı, bu heykel Kıbrıs’ta bulunmuştur) ile sizin aranıza giriyor. O sırada bu pozu çekiyor olmanıza aldırdığını pek sanmıyorum, hatta farkında bile olmayabilir.

Müzenin çeşitli salonlarında bulunan özel güvenlikler kendi telefonlarının güvenliğini sürekli onlara bakarak sağladığından şüphe yok. Çünkü yüksek sesle konuşan ziyaretçileri, heykellere dokunan meraklıları, kısa dinlenmek için yerleştirilen banklara neredeyse uzanan misafirleri uyarmak ya onların iş tanımlarına girmiyor, ya da bu durumu zaten normal karşılıyorlar.
Müzenin alt katında sağa ve sola iki kanat koridor var. Sağdaki koridorda ilerlerseniz Helenistik dönem öncesi ve Helenistik çağdan birçok heykel var, soldakinde ise mezar taşları, lahitler (Büyük İskender’e ait olduğu söylenen ve Osman Hamdi beyin ortaya çıkardığı lahit) ve merdiven boşluğundaki salonda Osman Hamdi bey köşesi bulunmaktadır. Viki, Osman Hamdi bey maddesine şu başlıkla giriyor: (1842-1910 Türk arkeolog, müzeci, ressam ve Kadıköy’ün ilk belediye başkanı).Osman Hamdi beyin Türkiye arkeolojisine verdiği katkı ve önem su götürmez olmakla beraber bazı tarihi eserlerin yurt dışına çıkartılmasında da parmağı olduğu ima edilmektedir. Ancak dönemin koşulları, bilgi düzeyi ve Avrupa ülkeleri ile ilişkilerin hali dikkate alındığında bu kıymeti Osmanlı aydınını dönemin koşulları ile değerlendirmenin daha uygun olacağını düşünmekteyim.

Müzenin alt katında sağ kanat koridorları ise Helenistik çağ heykel ve yontmalarına ayrılmış. Hele merdivenlerden hemen önce sağda bir salon var ki büyüleyici. Zaten kapıdan girince sizi büstler karşılıyor.

Bu etkileyici sunumun hemen arkasındaki salonda ise büyüleyici ve neredeyse hepsi çok iyi durumda Helen Tanrı/Tanrıçaları sizi karşılıyor. Hele hele Tanrıça Tike’nin heykeli nefes kesiyor. Tanrıça Tike Yunan mitolojiside bir kentin talihini ve genel olarak refahını ve kaderini belirleyen şans tanrıçası. Sağda da Roma imparatoru Hadrianus.

Dünyanın bu sayılı müzesine girebilmek için 30 dakika harcadıktan sonra tuvalete gitmek isterseniz o ayrı bir hikaye. Önceleri (2020-2021) birinci katta olup da soğuktan her tarafınızın donacağı kirli, havlu olmayan tuvalet artık kapatılmış donma sabiti aynı kalmak sureti ile ayrı bir binaya taşınmış. Temiz mi, evet kabul edilebilir, soğuk mu evet hızlı bir şekilde niyetinizden vaz geçebiliyorsunuz. Havlu hala yok, tuvalet kağıdı da. Bu yeni tuvalete sağda gördüğünüz koridordan gidebiliyorsunuz

Laf çok uzadı, hakkında kitaplar yazılan ve sayısız araştırmalara konu olan müzeyi mutlaka gezin. Aşağıda ise birkaç fotoğrafta müzenin dekorasyonu ve iç mekanı ile size fikir verebilecek birkaç fotoğraf var. Müzenin kahvesi bahçede ve çok keyifli. Müzenin kitabını almayı unutmayınız.
Ama önemli bir ayrıntıyı yazmayı unutmuşum. Helenistik heykellerin olduğu tarafta kanatlı bir merdivenden üst kata çıkıyorsunuz. Aman zaman çıkılan sahanlıkta klasik müzik konserleri veriliyor. Bu deneyim az bulunur. Web sitesini takip ediniz. Ya da bana sorunuz!


Üst kattaki koridorlardan biri tamamen Troya’ya ayrılmış.

Diğer koridorlar ise farklı zamanlarda elde edilen Batı Anadolu buluntuları ile dolu. Bu kadar çok esere karşın açıklamalar yerinde, müzenin düzeni ise büyüleyici.


Salonlar arasındaki pencereler gezene sanki zaman koridorundaymış izlenimini veriyor.

Dinlenme alanları da sergilenen buluntularla uyumlu Meander figürü ile süslenmiş.

Çıkışta Eminönü’ne dönerken Gülhane parkından geçmeyi ihmal etmeyiniz. Hele parkın deniz tarafı çıkışına yakın saray tarafındaki tepecikte bir Gotlar Sütunu vardır. Romam devrinden bu yana bozulmadan gelen bu eser aynı zamanda boğaz fotoğrafı çekmek için ideal bir noktadır.

Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.