Biraz iç karartıcı bir fotoğraf ile veda ediyoruz Memleketimden Motorla Manzaralar Maceram’a. Neler neler gördüm, ne insanlar tanıdım, ne kadar güldüm, üzüldüm, konuştum, konuşma yaptım, insanlar bana, ben onlara dokundum ve bitiyor. Bitsin ki, yenisi başlasın. Tunceli ve Yüksekova rotaları hayatıma ilaç gibi geldi, bozuk olanlar düzeldi, düzgün olduğunu sandıklarımın da ayarı şaştı. Hüzünlü bir fotoğraf ile veda ediyorum, yaklaşık 1000m rakımda çektiğim fotoğraftaki Günebakan’lar Çumra ovasından çektiklerimden 1 ay öndeler.

Eskişehir’den erken çıktım. Bursa yolunun kalabalıklığı beni kuzeye doğru yöneltti ve Söğüt üzerinden Bilecik yoluna girdim. En son 30 yıl önce geçmiştim o yoldan. Yol harika, biraz ilk ayrımda yol yapımı nedeniyle güçlük var ama sanırım 2026 başı itibari ile bu sorun da çözülmüş olur. Söğüt sanırım 700m rakımda. Daha önce izlediğim Bozüyük rotası yerine Bilecik’e Söğüt üzerinden ulaşmayı tercih etme nedenim hem değişiklik hem de dağlar. Söğüt Osmanlı beyliğinin ilk başkenti. Osmanlılar ile ilgili bir merakım yok ama 700 rakımdaki Söğüt’e ve oradan Bilecik (rakım500) e giden yol 1000-1200 m rakımlara çıkıyor. Yolun asfalt kalitesi yerinde, tehlike ve sürpriz yok. Tek sürpriz manzara. Dağların tepeleri öylesine büyüleyici ki kendinizi Zeus sanıyorsunuz.
Bilecik’i uzun yıllar öncesinden hatırlarım, dar ve virajlı yolları ile. Sanırım o zamanlar Kütahya yolu oradan geçiyordu. Şimdilerde herhangi bir rota üzerinde olmaması unutulmasını da beraberinde getirmiş gibi görünüyor. Atatürk heykeli büyüleyici, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde yapılan tüm eserlerde olduğu gibi zamanın coşkusu ve anlayışı ile yapılmış eserler o ihtişamı hala korumakta. Herkesin bildiği bir örnek vermek gerekirse İstanbul Radyosu Binası veya ilk meclis binası akla gelebilir. Çoğunlukla Ziraat Bankası binaları da tipik örnekler arasında.


Bilecik’ten Yalova’ya gitmenin yollarından biri de İznik gölünün etrafından dolanan yol. Gölün güney kıyısını takip eden yolu daha çekici bulduğum ve orada bir balıkçı hatırladığım için oradan gitmeye karar verdim. Ama balıkçı demişken asıl balıkçı İznik içindeki Çamlık otelin balıkçısıdır. Bir Yayın balığı yapıyorlar, aklınız durur. İlk gidişimde tatlı su balığına hafif burun kıvırarak düşük tuttuğum beklentilerimi hazırladıkları şiş ve kavurma ile öylesine geçtiler ki değme görsün. Rakı da var.
Aşağıdaki fotoğrafta İznik gölüne doğru son alçalmayı görüyorsunuz. Fotoğraftaki arabanın biraz üzerindeki karşı kıyıda İznik (Νίκαια) kasabasını görmek mümkün. İznik Hristiyan tarihi açısından çok önemli zira Birinci İznin Konsili burada toplanmıştır. Viki bu konsilin önemini şöyle açıklıyor: “Bu ekümenik konsil, tüm Hristiyan âlemini temsil eden bir meclis aracılığıyla Kilise içinde uzlaşma sağlama çabalarının ilk örneklerinden biriydi. Córdobalı Hosius’un müzakerelere başkanlık etmiş olması muhtemeldir.Konsilin başlıca başarıları, Tanrı’nın Oğlu’nun ilahi tabiatına ve Baba Tanrı ile olan ilişkisine dair Kristolojik meselenin çözüme kavuşturulması,İznik İkrarı’nın (İman Açıklamasının) ilk kısmının oluşturulması, Paskalya tarihinin değişmez şekilde kutlanmasını zorunlu kılması ve erken dönem kilise hukukunun ilan edilmesidir.” Klisenin kalan temeli gölün kıyısında kısmen su içinde görülebilmektedir. Arkeoloji müzesi ve Çini müzesi ziyarete değer. Hatta bazı çini atölyelerinde kendi boyadığınız çinileri pişirebiliyorsunuz. Gitmeye ve bir gece konaklamaya değer.


Yol biraz yorduğu için ve gittiğim yöndeki balıkçıyı bulamayınca bir plaj-kahve arası tesise girdim. Aaaaa o da ne, balık kavağa çıkmış. Allah’tan katettiğim 4700 km de böyle bir aksilik olmadı.
Kahve molasından sonra Yalova’ya doğru ilerlerken son bir sürpriz daha beni bekliyormuş. Daha önce dikkatimi çekmeyen Sölöz isimli kasabada, gördüğüm en ihtişamlı kerpiç binayı gördüm. İsmi Hacıbeyler konağı. Teknik olarak sanat tarihçilerinin tespitlerine göre Ahşap karkas arası kerpiç dolgulu, hımış sistemi ile yapılan bir bina. Burada adresini verdiğim videonun 5. dakikasından sonrası ilginç, 31. dakikada içinde oturan ile sohbet var. Aşağıda fotoğrafını bulacağınız bina gerçek anlamda muhteşem ve perdelerin olduğu katta hala yaşanıyor. Tam köşede olan bu bina birden karşıma çıkınca duramayıp biraz ilerde park edip yürüyerek geri geldiğimde bu ihtişamda olmayan ama diğer küçük yapıların da olduğunu gördüm. Oralardan geçerseniz görmeyi ihmal etmeyiniz.

Bu motor gezilerinin tek hüzünlü yanı dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsunuz. Ama her dönüşte öncelikle artık aynı kişi değilsiniz, ardından yenisi için çalışmalar başlayabilir. Elbette bir de yazıya dökme süreci var. En az sürme kadar keyifli olan yazıya dökme sürecinde seyahat sırasında aldığım notları, ayıklayarak FB’ye koyduğum fotoğrafları kullanıyorum. Bir anlamda bir kez daha yaşıyorum o seyahati. Boşa gitmemiş oluyor. 23 yazı yazılmış bu yolculuktan.

Yalova’da feribot kuyruğu. Öyle yogunum ki Pendik feribotuna binmek yerine Yenikapı’yı 1,5 saat daha fazla beklemeye razı oldum. Bu gezi notlarımı burada bitirirken yukarıdaki gibi pişkin pişkin gülümsememi sağlayan, yol boyunca beni sürekli takip eden, kendimi güvende hissetmemi sağlayan, tamamen amatörlerden kurulmuş takip ekibime sonsuz teşekkürlerimi bir kez daha iletmek isterim. Onlar olmasaydı bu gezi bu kadar keyifli olamazdı. Bakalım bu sene nereye!
Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.