Memleketimden Motorla Manzaralar rotasında heyecanla baktığım bir diğer parkur. En son Mut üzerinden Konya-Mersin arasını sanırım 1976’da yapmıştım. Şimdi artık hatırlayamadığım biri ile geçmiştik, 12 yaşlarında bir çocuk olarak sadece virajları ve Mut yakınlarında yediğimiz keçi etini hatırlıyorum. Motorla oradan geçmek istememin nedeni de virajlar.

Nefis bir Mersin sabahında yola çıktım. Nefis Mersin sabahı demek gece hava nispeten kurumuştur, ısı 25 lere kadar düşmüştür ve kıyıdan açıklara tatlı ve belli belirsiz bir esinti vardır. Tarsus’da öğrenciyken nadir olarak Mersin’li arkadaşlarımınızın evlerine hafta sonunu geçirmek için çağrılırdım. Hoş bu davetler genelde ilkbahar ve erken yaz aylarına denk gelse de bu muhteşem his her zaman oradaydı. Biraz bir gece önce Aziz ve Becen ile geç saatlere kadar yediğimiz yemeğin etkisi, biraz Mersin’li tarafımı hatırlamış olmam, biraz yukarıdaki manzara nedeniyle ayağımı sürüyerek çıkmama neden olsa da otelden saatinde çıkabildim. Mersin’e ara ara giderim ama Mersin’in batısına ilk defa kara yolu ile gidiyorum. Bir karış narenciye bahçesi, muz bahçesi yok artık. Her yer bina, cadde, market. Kesintisiz, Silifke’ye kadar şehir bitmiyor. Tüm Türkiye’nin şehirleri gibi kargacık-burgacık, acele ile bitirilmiş izlenimi uyandıran, estetik kaygılardan yoksun, başını sokacak bir yerden ileri gitmeyen kasabalar, şehirler.

Neyseki Silifke’den kuzeye yani Mut yoluna dönünce kentsel irritasyon birden ortadan kalkıyor ve Köselerli’ye kadar 60 km Göksu ile kolkola ilerliyorum. Tahtacı Türkmenlerin daha geniş ismi ile Yörüklerin yerleşim alanı olan Mut’a kadar olan yolda duracak bir çok yer var. Yolun solundakiler Göksu vadisi manzaralı.

Nehrin vadisindeki sarp kayalar yer yer Ceyhan nehrinin Anavarza tarafındakileri anımsatıyor. Hafif bir tutukluk (öyle hissettiğimde orada olmak şımarıklığı diyebilirsiniz) ile ilerliyorum ama aklımda İsmail var. Face’de seyredeceğim rotayı paylaştığımda “ağabey ben Mut’tayım bana da uğrar mısın?”demişti. Sonrasında da Özgür ile benim Mersin-Konya takipçim olmuştu. Konum attığı için muayenehanesini, pardon kliniğini bulmak güç olmadı. Anladığım kadarı ile benim gelişim nedeniyle hasta kabulüne ara verilen bu modern 7-8 odalı klinikte eski dost gibi karşılandım. Ama İsmail ile hayatımda hiç karşılaşmamıştım. İsmail’i ve yanında çalışanları tanımam büyük bir mutluluk idi, mutluluktan öte ülkemin nasıl hala ayakta kaldığına dair bir açıklama idi. Aynı duyguyu daha dün kursuma katılan genç meslektaşlarımdan da edindim. Düşünsel anlamda tamamen farklı parkurlarda olan bu insanlarla, bu meslektaşlarımla aynı ahlaki zeminde farklı nedenlerle buluşmak hayatın eninde sonunda adil olanı bulacağına güvenimi artırıyor.

Keşke İsmail benim öğrencim olsaymış. Feleğin çemberinden geçerken değerlerini yitirmeyen sadece akıllı değil aynı zamanda samimi ve çalışkan olan İsmail ile kahve içip kuru incir yedik (İsmail’den izin almadığım için hikayesini anlatamıyorum).Mut’ta incir ikiye yarılarak, ama ayrılmadan kurutuluyor. İsmail yola çıkarken bana incir vermeyi ihmal etmedi.

Dostlarla, meslektaşlarla buluşmak harika ama açıkçası yolda olmak istiyorum. Sertavul geçidini 1650 m olduğu için hafife almıştım. 2985 rakımdaki Karabet’ten sonra çocuk oyuncağı. Ama Mut’un 250 m’lik rakımından 5 km’de tırmanarak geçide varınca kulaklarınız tıkanıyor. Motorcular için not, yol güzel ancak Eylül Nisan arası sürprizler oluyormuş. Ben Ağustos’da geçerken bile sıklıkla tamirat ve gevşek asfalt vardı. Şimdi artık ilk hedefim Çatalhöyük.
En az Göbeklitepe kadar önemli olan bu buluntu, Göbeklitepe açığa çıkarıldıktan sonra yöneticilerinin aklında sanırım ikinci seviyeye düşmüş olmalı ki zamanında yapılan yatırımı iyi korumamışlar. Yol tabelaları zaten yeterli değil. Sorarak buluyorsunuz. Konya’dan belediye servisleri var. Ören yerinde bilet aldığınız yerdeki çalışanlar “hay Allah neden geldiniz” havasındalar. Tam olarak “al-bırak” ( take it or leave it) havasındalar. Ancak onların gönülsüzlüğü Çatalhöyük’ün önemine gölge düşürmüyor, sadece Kültür Bakanlığı’nın ayıbı olarak kalıyor. UNESCO tarafından 2012 yılında Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmesine karar verilen Çatalhöyük 2000 yıl boyunca yaşanmış bir yerleşke. Bazen sayı enflasyonu içinde kaybolup gidiyoruz. Haliyle en büyük banknotu 50 olan İngiliz ile altı sıfır atılmış en büyük para birimi 200 olan Türk’ün aklında 2000 aynı yere oturmuyor.


Gerek Göbeklitepe, gerek Çatalhöyük hazırlıksız ziyaretçileri hayal kırıklığına uğratacak yerler. Zira görecek pek bir şey yok. Bakarak düşünecek bir bilgi var. Örneğin Afrodisias’a giderseniz bir stadyum, pazar yeri, tiyatro ve hepsinin ötesinde bir heykel müzesi var. Kısacası hazırlıksız ziyaretçinin bile anlayabileceği bir şeyler var. Halbuki Çatalhöyük’te bunların hiçbiri yok. Hazırlıksız bir ziyaretçi sağdaki fotoğraftaki 18 yerleşim katmanının anlamını düşünmek yerine soldaki fotoğrafa bakıp “tuvalet yok muymuş” gibisinden güncel eşleştirmelerde sıkışıp kalıyor. Bu arada MüzeKart ile, sadece bedava olduğu için ziyaret edenlerin umarsız davranışlarını dile getirmeye hiç niyetim yok.

Müzeden çıkınca belediye otobüsünün şöförüne bana Konya’ya giden en romantik yolu tarif etmesini rica ettim. Allah’tan buyrun benim otobüse demedi. Tarif ettiği köy yolunda nefis ayçiçek tarlalarının arasından giderken bir ara kaybolur gibi oldum. ama Çumra ovasında kaybolmak zor, zira 20 km ötedeki dağlara bakarak yönünüzü belirleyebiliyorsunuz. Bu kaybolma, bir köyün kahvehanesinde kötü bir kahve içmek için neden oldu. Kırsal alanlarda kahvehanelerde, kahve her zaman bulunmuyor. Sadece buranın değil Trakya, Karadeniz, Güneydoğu’da da aynı durum söz konusu. Bayat kahve bulabiliyorsunuz. Ama Varto yakınlardaki Espresso şoku hala aklımdayken anlamlandırmak zor bu eksikliği.
Konya, doğduğum yer ve az ötede, akşam konferans vereceğim. Sağolsun Özgür Çetinkaya tüm düzenlemeleri yapmış ve Ağustos ayı için sürpriz bir katılımla bir konferans verme fırsatı buldum. Uzun zamandır dostum olan Muammer de oradaydı. Tabii bu konferanslar için yanımda bir kot ve makul bir gömlek de taşıyorum. Tüm seyahat boyunca dört kez kirli gönderdim, 3 kez de temiz aldım. Önümüzdeki yılda yapacağım yolculuğu kara kara düşünmekteyim. Yurt dışı olur ise bu işi nasıl halledeceğim.

Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.