
Zor bir parkurdu. Zorlanacağım başından belli idi. Google haritalar 290 km için 5 saat veriyordu. You Tube’da bu yoldan geçenlerin videolarını seyretmiştim. Ama yol zemininin bu kadar değişken ve kötü olabileceğini tahmin etmemiştim. Rehberlik yaptığım yıllardaki (1982-1985) yollara benziyordu. Çetin (Sat rehberim) ile konuştuğumda bazı tünellerin 10 yıldır yapıldığı ve bir türlü tamamlanmadığını söylemişti. Yollar ya coğrafi koşullardan hızla bozuluyor, ya da bölgedeki terör nedeniyle ulaşıma sınırlama getirilmek istendiği için bu halde.
Bir küçük nefes burada, hikayem devam edecek ama yeni katılanlara açıklama yapmak istiyorum. Bu ve bir önceki yolculuğumu İstanbul’dan yola çıkarak tek başıma ama yalnız olmayarak gerçekleştirdim. 2024 Tunceli seyahatim “İyi-Kötü-Çirkin” başlığı ile sayfamda var (https://korkuddemirel.com/2024/08/22/iyi-kotu-ve-cirkin-1/). Bu yolculukların tek bir amacı var. Merakımı gidermek. Bir yere varmaya çalışmıyordum ve çalışmıyorum sadece yolda olmak ve kendime düşünecek zaman yaratmaya çalışıyorum. Ama hepsinden önemlisi bir aidiyet sorunu ve yaşam algısının gözden geçirilmesi var. Bu yaşam algısına yeniden döneceğim..
Sabah erken saatte Yüksekova’daki otelimden ayrıldım. Kahvaltı etmedim zira saat 5:00. Yolda benden başka uykulu TIR şoförleri var, İran sınır kapısında 12 saat beklemiş olanlar. İki ay önce arayıpta dolu olduğunu öğrendiğim Hilton’un önünden geçiyorum. Van sapağına kadar olan yolu zaten anlatmıştım. Hakkari-Yüksekova arası 75 km, ve 1 saat 20 dakika. Yolların kötü olmasının yanısıra dağların da heybetli olması süreyi uzatıyor.

Yol tam da böyle. Amaaan bu muydu demeyiniz, bu fotoğraf durabildiğim bir yerden alındı. Asıl sorunlu olan yerlerde durmak bile mümkün değil. Hele arkanıza bir araç geldiğinde onun sizi olmadık bir noktada geçmemesi içi zaman zaman hızlanıyorsunuz, başka zamanlarda da yolu işgal ediyorsunuz ki bir enayilik olmasın.

Hakkari’yi görmek hoş, ama eminim yaşaması zor bir yer. Artvin’in şehir düzenine benziyor. Bir ana cadde zirvede çarşı. Şırnak yolundan dönünce dağa tırmanıyorsunuz. Yukarılarda bir yerde bir düzlük var ve orası da şehir merkezi. Ana cadde zirveye doğru çıkıyor, her şey ana cadde civarında. Zirvedeki düzlükte sizi Atatürk karşılıyor. Heykelin arkasındaki bölünmüş yol çarşı. Atatürk’e ve silah arkadaşlarına, aslında silah arkadaşı demek kısa kalıyor, ekibine neleri borçlu olduğumuzu gezdikçe daha iyi anlıyorum. Ayyaşlara!!!! saygılarımla.
Meraklısına not, buralara gelirseniz Eylül çorbacısında 6 çeşit çorba var. Ben ismini duymadığım bir çorbayı kahvaltı olarak denedim ve süperdi. Tertemiz bir çorbacı (sadece çorba var) ve tuvaletleri de harika. Hakkari de 4 tekel ver. Bu tekel dükkanları genellikle bu şehirlerde girişlerde veya ücra köşelerde oluyor. Eylül’ün de tekeli var ve merkezde.

Sat göllerindeyken Cengiz bir hikaye anlatmıştı. Hikaye değil, olandı aslıda. Buralarda festivaller düzenleniyormuş. Haziran sonunda 7. Cilofest düzenlenecekmiş ama ABD’nin İran’ı bombalaması nedeni ile iptal edilmiş. Önceki sene(2024), çıktığımız göllerin orada yukarıdaki fotoğraftaki gibi bir sahne kurulmuş, bir mobil telefon yansıtıcısı getirilmiş, önemli devlet insanları ve yerel yöneticiler helikopter ile taşınmış, 30 kadar otobüs ile gönüllü izleyici çıkarılmış dağa. Cengiz’in anlattıklarına göre sonraki bir ay doğa severler derneği ve benzerleri pet şişe toplamış etkinlik alanından. Hakkari’de bu senaryonun kolajını görünce hem Cengiz’e hak verdim, hem de yaşam algısının nasıl da manipüle edilebileceğini düşünmeden edemedim. Anlaşıldığı kadarı ile amaç her şey yolunda mesajı vermek.

Hakkari yaşanması zor bir kent sanırım. 1760 rakımda olan bu kent ağaç sınırı ya da ağaç hattı veya ağaç çizgisinden yukarıda. Zaten yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi bakımı yapılan ağaçlardan başka yaşayan ağaç yok arkadaki dağlarda. Bu tür uç bölgelerde ağaçların sıcaklık, nem gibi beklentileri karşılanamadığı için büyüyemeyip ilerleyişinin durduğu sınıra habitat sınırı ismi veriliyormuş (Viki). Bir bakıma ağaçların yaşam sınırı olup ağaç yetişmeyen bölge sınırı, ağaç yetişmeyen yükseklik sınırı, ağaç büyüme üst sınırı olarak da adlandırılmaktaymış.
Şırnak yolu heyecanla beklediğim bir yol zira Irak sınırına paralel gidiyor. Hakkari’den Hizil çayının vadisine inince sağa dönüp ilerliyorsunuz.

Yol yukarıdaki gibi bir vadiden ilerliyor Andaç’a kadar. Görünürde güvenlik önemi yok gibi gelse de elektronik gözetlemelerin olduğunu dikkatli bakınca fark ediyorsunuz. Dile kolay, çayın ötesi Irak..Yoldaki komşulukların daha iyi anlaşılması için aşağıdaki haritaya bakınız. Bayılıyorum sınırları test etmekten..


Sağdakinde nehir biraz daha iyi seçilebiliyor. Uludere-Şırnak arasında açık kömür ocakları olduğu yol notlarımda var. Açık kömür ocağı demek rüzgar ile yola yayılan kömür tozu anlamına geliyor. Motorcası ise kayma tehlikesi demek. Motor gibi hassas bir taşıttaysanız herkes yerine düşünmek zorunda kalıyorsunuz, ama sıklıkla da iyi oluyor aklınız tamamen boşalıyor. Tam bir beyin detoksu. Aklını bu denli temizleyince asıl can alıcı konuya geliyorsunuz, “yaşam algısı”. Ben böyle düşünüyorum, bence böyle, ne olursa olsun gibi savrukluklar havada kalıyor.
Bu dağların arasında tek başıma yol alırken sıklıkla düşündüğüm “gördüklerimi doğru algılıyor muyum?” sorusu oldu. Zira yaşamda başarı ancak bu soruyu hayatımıza uyarladığımız zaman elde ediliyor. Hoş başarının tanımı çok göreceli, ama hedeflenene erişmenin başarı olduğunu kabul edecek olursak, hedefin bilgi ve algı ile ne kadar yakın akraba olduğunu anlamak kolaylaşacaktır.


Neyse bu konuya ilerideki yazılarda da geri döneceğim. Dağların arasında ve bu yükseklikte yol alınca sıklıkla kar tünelleri ile karşılaşıyorsunuz. Daha önce Karabet’de de görmüştük. Karabet’teki 2300 m uzunluğunda idi. Bu örnek ise birkaç yüz metre. Çığ ile yolun kapanmasını engelliyor. Zor bir coğrafya.Meraklılarına açıklama, içinde karayolunun geçtiği bu beton yapı çığ düştüğünde yolun kapanmasını engelliyor.
Yolun sonlarına yaklaştığımda önce Şırnak’a vardım. Tahmin edebileceğiniz gibi hiçbir özelliği olmayan bir kent. Benim kaydettiğim tek özelliği bir Şırnak üniversitesi var ve 6 fakültesi ile 5000 öğrencisi var. Muş üniversitesi gibi. Ama asıl kayda geçecek nokta ise yurtlarına 20 gün boyunca su verilmemiş olması, bu sene. Yakından Dicle geçiyor, biliyor musunuz! Düşünebiliyor musunuz, ailenizin sınırlı kaynakları ile hasbelkader kazandığınız okulda yurtta kalıyorsunuz ve 20 gün su yok. Hiç yurtta kalmadım ama yatılı okudum, kollektif yaşamın zorluklarına aşinayım.
Konu yine hayat algısına geliyor. Neye aşina olduğunuz neyi bekleyebileceğiniz, kabul edebileceğiniz ve hedefleyeceğinizi belirliyor.
Eveeet, Şırnak’tan Cizre’ye doğru dümdüz bir yoldan alçalıyorum. Dümdüz yolda sağa bir dönüş ile Cizre kent merkezine dönüyorsunuz. Tam da bu köşede bir Tekel var. O köşeden kent merkezine Dicle üzerinden köprü ile geçerek kasabaya giriyorum. Ve artık Cizre’deyim ama ne yazık ki Cizre hakkında yazacak pek fazla bir şey yok. Sadece yolda 37 derece olan ısı Cizre de 42 derece, hem de saat 16:00 da. Buraya kadar sıkılmadan okuyanlara hatırlatayım Yüksekova’da yola çıkarken 13 derceydi. Şırnak’tan Cizre’ye doğru alçalmaya başlayınca (arası 30 km) bir ara sıcak nedeniyle eldivenimi çıkardım ve 90 km ile sürdüm ve 10 Dakika sonra ellerim neredeyse yandığı için tekrar eldiven giymek zorunda kaldım.
Cizre Dedeman biraz kent dışında. Son olarak Barzani’nin silahlı adamları ile meşhur olmuştu. Benim de kaldığım otelde düzenlenen konferansta bir başka ülkenin silahlı insanları boy göstermişti ülkemizde(https://yetkinreport.com/2025/12/03/erdogan-bahcelinin-rezalet-cikisini-ustune-almadi-barzaniyi-sucladi/).
Biz otele gelelim. Tabii kapıdan girince turnusol kağıdını gösterdim ve: “bira var mı? ” diye sorunca resepsiyondaki adamın yüzünü görmeliydiniz. Bana yanlış yere bırakılmış pislik gibi baktı ve hızlıca odamın anahtar kartını verdi. Berbat gürültülü kliması olan odayı 10 dakika içinde geri çevirince Dicle manzaralı yeni odayı tahsis etti, bu kadar basit olmadı zira biraz dişlerimi göstermek zorunda kaldım. Yeni odamdaki görüntü aşağıda..

Yukarıdaki fotoğrafa sanırım konaklamamın bir kısmını çok güzel özetliyor. Saat 13:00 doğrultusunda gördüğünüz kent Cizre. Nehir Dicle. Otelin iki havuzu var. Sağda sadece bir köşesini gördüğünüz tam boyutlu görünenin iki katı genişliğinde. Kapalı olan bir “pool bar” var. Havuzda benden başka iki gürültülü Arap çocuk var. Biraz yüzmece, biraz şezlong (su ve hava aynı ısıda zaten) sonrası odama gidip akşam yemeği için duş vs. Yemekte koca lokantada tek başımayım. Garson 25 yaşlarında. Bir salata be bir bira rica ettim. “Abi bira yasak” dedi. Oğlum burası TC değil mi, alkol kısıtlaması yok bu ülkede deyince abi “burası Cizre” dedi. “Ama çok istiyorsan Şırnak yolunda bir Tekel var, oradan ne istiyorsan al kolaya karıştırırsın” dedi. Odamdaki malt Viski’yi günlüğüme meze ederek yazmaya devam ettim.
Sabah ise başka bir sürpriz vardı. Motorumun başına gidince, en ufak ayrıntısına kadar motorun temizlendiğini ve silindiğini gördüm. Aldığımdan bu yana yıkatmadığım motorum ilke defa bu kadar temiz olmuştu. Biraz soruşturunca kimin temizlediğini hem buldum, hem gereken takdiri gösterdim, hem de sohbet ettim. Adam oraya çok motor geldiğini, çoğunun sarı plakalı olduğunu anlattı. Bu sarı plakalar daha sonra bir çok “Landcruiser” arabada da gördüğüm plakalardı. Özellikle de Suriye sınırına paralel giden yolda. Bir yerde çok fazla İngiliz var ise orada bir iş vardır.
Sabah erkenden Cizre den ayrılırken aldığım fotoğrafta saat 11:00 civarında görülen çöplük yanıyordu ve şehrin tek eksiğini tamamlıyordu..

Ama yola ve yaşama devam..
Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
One thought on “Irak sınırı, Şırnak, Cizre ve hayatı algılamak..”