Asıl konuya geldik. Gerçek heyecan başlıyor..

Erzurum’dan sabahın ilk ışıkları ile ayrıldım zira önümde uzun ve keyifli bir gün var. Kaldığım Erzurum Hilton o kadar keyifsizdi ki, kahvaltı bile etmedim. Ama yola çıkınca ilk Shell istasyonunda bir gözleme yedim ki tüm kahvaltılara değerdi. Biraz benzinden ve istasyonlardan söz edeyim. 2024 ve 2025 yılı gözlemlerime göre Opet’in tuvaletleri en temizi ama benzindeki katkılarının iki silindirli motorlara (çoğu motorsiklet 2 silindirlidir, 3 ve 4 silindirli olanlar da vardır) zarar verdiği yönünde bir görüş var. Çok da emin olamadığım ve bu bilgiyi teyit edemediğim için dikkate kısmen aldım. Ben de yolda sadece bu ikisini kullandım ama iki defa üst üste Opet’ten almadım. Doğuda yoğun trafiğin olmadığı yerlerde şehirler arasında bilinen istasyonları bulmak pek olası değil. Sadece büyük yerleşim giriş ve çıkışlarında. Nadiren pilli araçlar için de dolum istasyonları var. Hiç ismini duymadıklarıma ise genellikle girmedim. Aslında bakın şimdi, düşününce girdiğimi de hatırladım. Saat 10 gibi kahve içmek için durduğumda bu uzak yerlerin bir çoğunda kahve yapan yer olmuyor. Saat 6 da kahvaltısız yola çıkmışsam kahve olmayan yerlede 1lt şeftali ya da kayısı suyu içerek şeker seviyemi normal düzeyde tutmaya çalışıyordum. Adını duymadığınız benzin istasyonuna girerken dikkatli olmanızı öneririm. Zemin beton olmayabilir, mıcır bırakılmış ise kayma olasılığı yüksek.

Çok heyecanlı bir yol, aslında nihai hedefiniz Van ise dört yol var. Yukarıda gösterilmeyen Ağrı-Doğubeyazıt-Çaldıran üzerinden giden yol en düzgünü imiş. Düzgün kavramını bölünmüş ve asfaltı yeni yol olarak anlaşılması lazım. Ancak yakın dostum Şefik Görkey mutlaka Ahlat’ı görmem gerektiğini belirtince oraya göre plan yaptım. Plana Ahlat dahil olduktan sonra Van’dan rehber Engin Pişkin ile görüştüm ve onun da tavsiyesi Ahlat a uğramak olunca düşünecek fazla bir şey kalmamıştı. Bu arada yol seçimi ve yol ile ilgili bilgi alma konusunda bildiklerimi biraz anlatmalıyım. Yola çıkmadan iki ay önce gidilecek şehirleri belirliyorum. Sonra güzergahı belirliyorum, belirlenen rota hakkında bilgiyi hem oralardaki yerellerden, tanıdıklarımdan (eski öğrencilerim) ve kurumlardan (valilikler, doğa klüpleri vs) elde ediyorum. Bu kurumlardan biri Karayolları Genel Müdürlüğü’nün web sitesi. Yola çıktıktan sonra rotanızdaki hava durumunu ise Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yol için hava tahmini sitesinden alıyorsunuz. Ama durun, daha o aşamaya gelmedik. Rota hakkında ön bilgileri aldıktan sonra bir yapay zeka sitesine giderek düzgün bir Türkçe ile ne yapmak istediğinizi tanımlıyorsunuz. Örneğin bu rota için şöyle yazılabilir: “Erzurum’dan Ahlat’a motorsiklet (NT 1100 ) ile Ağustos ayının 20.günü gideceğim. DSLR ile fotoğraf çekmeyi seviyorum, zamanım var, tarihe meraklıyım.” Genellikle YZ size bir rota veriyor. Hatta zaman zaman bu yolun 97.km’sinde gidiş yönünün solunda kalan bir göl var onu ıskalama diyebiliyor. İşte o göl:

iPhone 13 Ama yine de aldığınız bilgiyi İngilizce sorgulayarak veya başka bir YZ ile teyit etmenizde yarar var. Örneğin Zigana zirveyi kaçırmıştım. YZ sıklıkla hata yapabiliyor, özellikle de verinin az olduğu bölgelerde. Neyse YZ den sonra kendi tercihlerinize göre belirlediğiniz rotayı yereller, tanıdıklar ve kurumlar (Hakkari vali yardımcısının özel kalemi ile de görüşmüştüm) vasıtası ile tekrar değerlendiriyorsunuz. Bu rotada Tatvan’da kalacağım için Kardelen otelin resepsiyonundaki görevli ile konuşarak güzergaha son şeklini verdim. Bir de ayrıntı, gün battıktan sonra yolda olmayacağım için zamanlama daha da önem kazanıyor.
Rota belirlerken bir başka unsur yolun motor sürüşüne uygun olup olmadığı. Örneğin geçtiğimiz yıl Pülümür’de kaldığım yere giden yol (https://korkuddemirel.com/2024/08/31/iyi-kotu-ve-cirkin-5/)17 km mıcır bir yoldu ve ayıların su yolu üzerindeydi. Kemaliye taş yol da 8 km idi ama oldukça zordu (https://korkuddemirel.com/2024/08/23/iyi-kotu-ve-cirkin-2). Ama ona hazırdım zira popüler bir yer olduğu için onlarca video izlemiştim. Pülümür’de hazırlıksız yakalanmıştım. Bu tür durumlarla karşılaşmamak için You-Tube da motor ile o yollardan geçenlerin videolarını arıyorum. Bazen motor videosu olmuyor, bisiklet, otomobil videoları oluyor. Hatta otobüs ile çekilen bir video bile seyretmiştim.
Sonra elde ettiğim bilgileri, ulaşılması gerekebilecek telefon numaralarını, otel rezervasyonlarının kodlarını, hatta yolda zeminin kaçıncı km de bozuk olduğunu, saat kaçta nerede olmam gerektiğini, olamayacaksam B planımı, kısacası aklıma gelen her şeyi yol defterime yazıyorum. Bakarsınız bilgisayarın veya telefonun pili biter, ki Mor Gabriel’de bitti. Sonra da yola çıkarken takip ekibine canlı konumumu açarak yola çıkıyorum. Daha önce yazmıştım takip ekibinin ayrıntılarını (https://korkuddemirel.com/2025/07/25/mmm-planlama-ve-takip-ekibi/). Onlar sayesinde tek başına seyahat etmem rağmen kendimi hiç yalnız hissetmedim.



Bu seçtiğim güzergahta bir çok zirve var ve hepsinde durup fotoğraf çekmeyi ihmal etmedim. Yol zemin kalitesi güzel sayılır. Orta Anadolu kadar iyi değil ama şikayet edecek de bir şey yok, sadece sürprizlere hazırlıklı olunmalı. Varto’yu hemen geçince bir kavşak var (Varto devlet hastanesinin hemen orada). O noktada Erzurum-Bitlis yolu Muş-Erzurum yolu ile birleşiyor. Veee, bir Petrol Ofisi istasyonu var tam orada, solda. Nasıl da bir kalabalık var, hepsi yağ varillerini masa olarak kullanarak bir şeyler ve elbette sigara içiyorlar. Kahve saatim olduğu için durdum, içeri girdim, ve tezgahtaki genç kıza sade bir kahve istediğimi söyledim. Kız bana ne dedi biliyor musunuz, ” Türk kahvesi yok Espresso yapayım mı?” Ben de sırf namussuzluğuna Macchiato Espresso isteyince hemen yaptı. İstasyon Espresso içen şoförlerle doluydu. Kendimi Colaroda’da motor sürüyor gibi hissettim, tam “middle of nowhere” veya “kuş uçmaz kervan geçmez” yerde kahve yok Espresso var. Tam bir kapitalist tuzak. Belli ki Espresso makinesi konsinye, kahveye para ödüyorlar. İşletme kahveyi 2 Euro gibi bir fiyata sattığına göre en çok kar eden makineyi veren şirket. Emekli d’albay sendromu (https://www.mustafauslu.com.tr/2016/04/15/emekli-dalbay-sendromu/). Sendrom çok güzel anlatılmış burada.
Genellikle 2000m rakım civarı sürüyorsunuz, zaten Van gölünün rakımı bile 1640. Hava pırıl pırıl sıcaklık 20-25 derece, Ağustos ortasında. Karlıova’dan sonra yol alçalıyor ve bir yaylada ilerliyorsunuz. Muş bir sonraki durak, ve yol doğuya doğru kıvrılarak yaylada kalıyor, yoksa Muş sırtını dağa yaslamış, dağa doğru çıkan bir caddenin etrafında gelişmiş bir şehir. Şehirde hemen Shell’in yanındaki Mado’da güzel bir kahve içtikten sonra ana caddede şehri anlayabilmek için yukarı aşağıya sürdüm. Bir Tekel gördüm, ama içkili lokanta yokmuş. Muş’ta Alparslan Üniversitesi var. İnternet üzerinden inceledim, 2007 yılında kurulmuş, hayvancılık alanında uzmanlaşacakmış. Yeni kurulan bu üniversitelerin yetişmiş öğretim üyesi eksikliği varlıklarına gölge düşürüyor. Diş hekimliğinde bile uzmanlık eğitimi verebilecek kurumlarda aranan eğitmen kadrosu bir doçent ve iki doktora/uzmanlık yapmış öğretim elemanından oluşmakta. Uzun yıllar (12 yıl) düzeltmek için resmi görevim nedeniyle uğraştım ama beceremedim. Bu konu ile ilgili kapsamlı bilgi almak istiyorsanız Tuğba Tekerek in yazdığı “Taşra Üniversiteleri: AK Parti’nin Arka Kampüsü” isimli kitaba göz gezdirmelisiniz.
Yine laf uzadı, Muş temiz bir şehir. Belirttiğim gibi dağın yamacında kurulmuş, 130 000 nüfusun çoğunluğunun Kürt olduğu Viki bilgisi. Havalanı da varmış. Kahveden sonra Bitlis yoluna çıkarak dağların eteğindeki yayladan dümdüz, kaliteli bir bölünmüş yoldan güney doğuya doğru ilerlemeye devam ettim.
Tatvan’da kalacak olmama rağmen günün programında önce Ahlat ardından Nemrut krater gölü var, hazır buradayken Bitlis’e gireceğim. Aslında Bitlis planlarımda yoktu ama bir başka dostum Önder Şirikçi’nin mecburi hizmet yaptığı yeri de görmeden geçemedim.
Bitlis hayret verecek şekilde kuytuda yer alıyor. Rakımı 1500m, halbuki hemen yanındaki Tatvan 1690 metrede. Etrafında dağlar tepeler ve ortasından da bir nehir akıyor. Ermenilerin, Kürtlerin ve Osmanlıların yerleştiği bir yer. Ermenice ismi Pagh Esh. Hikaye de hoş. Çok soğuk ve fırtınalı bir kış günü kaçan bir eşek çukurdaki dere yatağına doğru gidiyor ve bir daha görülmüyor. Kar kalktıktan sonra eşeğin cesedini buluyorlar ve o bölgeye Soğuk Eşek, Pagh Esh ismini veriyorlar. Ben ise türküsü nedeniyle bilirdim. Beş minarenin öyküsü Rus işgali sırasında Bitlis’in harabe şehir haline gelmiş olmasından kaynaklanıyor. Türkü de pek bir güzeldir.
Kapak fotoğrafında görülen köprü ile eski mahalleye geçiyorsunuz ve hepsi birbirinin aynısı olan hediyelik eşya satıcıları sizi karşılıyor. İkinci sırada ise Büryan lokantaları var. Ünlü olduğu söylenen birinin tandır kuyusu aşağıda..

Öğle saatleri olduğu için oturdum. Hatta aşağıda gördüğünüz usta bir de güzel gösteri yaptı. Ancak açıkçası aradığım lezzeti bulamadım. Sanırım saat erkendi ve et öyle ilik gibi olacak kadar pişmemişti. Normalde 2-3 saat pişmesi gerekir. Sanırım erkenciydim ama ayrana diyecek yoktu.

İstediğiniz gramajda Büryan tezgahın üzerinde görülen pidenin üzerine yerleştiriliyor ve tuzlanıp bir kez daha fırına veriliyor. Istanbul’da Kadınlar Pazar’ında Siirt Şeref Büryan’ı denemelisiniz.
Devam edecek, sağ alttaki abone ol tuşuna basarsanız diğer yazılar da hazır olunca size ulaşır.
Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.