
Zigana zirvesini nasıl ıskaladım
Samsun’dan kapalı ve yağmur hazırlığı yapan bir havada ayrıldım. Trabzon odası da bir seminer düzenlemişti ve büyük zevk aldım konuşmaktan. Ağustos ortasında katılım da gayet iyi idi..

Aslında tüm bu yolculuk Londra’ya, kızımın yanına gitme planları ile başlamıştı. Oraya gidecektim ve motorumu gemi ile TR’ye gönderecektim. Londra buradan yaklaşık 3500km. Geçen sene 3200 civarı yaptığıma göre fazla zor değil di. Ama motorla dönemeyeceğimi düşündüğüm veya varsaydığım için motoru gemi ile geri gönderecektim ve ben uçakla dönecektim. Motorlu girip ayrı ayrı çıkmanın bürokrasisi o kadar uzun ki, bir anda caydım ve tam ters yöne karar verdim fakat hala gemi ile motoru gönderme saplantısını aşamamıştım. Aklımda motoru Trabzon’a göndermek, oraya uçmak ve oradan başlamak vardı (ki bu planda 1100 km az motor kullanacaktım). Bu niyetimi açıklayınca Trabzon oda başkanı meslektaşım Önder Taşan beni konferans için davet etti. Ona tamam deyince Samsun’dan Övgü Tunçdemir gemi planlarımı bilmediğinden abi bize de uğra deyince gemi ile gitme planı çöpe gitti. İyi ki de gitmiş. Samsun’u rotaya aldım, sonra da Trabzon’da meslektaşlarımla buluşmak bir o kadar güzeldi.
Ama Trabzon a giderken Ordu’da İlhan Akbulut (Quintessence İlhan) ile buluştum. İlhan Ağustos’ta ailesinin fındık tarlasında fındık topluyor. Dünya tatlısı biri ve çok çalışkan bir insandır. Hayatta işten ve zorluktan şikayet ettiğini duymamışımdır. Sağolsun benim yolum üzerinde bir yere geldi, kucaklaştık, kahve içtik. Arkadaki de motorum, aman ha atlamayınız.

Ama onun yüzünden fındık konusu ilgimi çekti zira dünyanın fındık gereksiniminin % 57 si Ordu-Giresun’dan sağlanıyor, hatta komşu illeri de dahil edince bu oran %70 e çıkıyor. Ama fındık fiyatlarını neredeyse Ferrero belirliyor. Ferrero’ya kızıyorlar ve hatta Fiskobirlik’i aldığı için (Fiskobirlik hala var ama kısmen atıl) böyle olduğunu söylemelerine (yerel gazeteler) karşın durum pey öyle değil. Asıl sorun değiştirilen kooperatifler yasasında, yani merkezi yönetimde. Bakın size bulduklarımı anlatayım. 1 Haziran 2000 tarihinde çıkan 4572 sayılı kanun (https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4572.pdf) bir kooperatif birliği olan Fiskobirlik’in garantili fiyat ile fındık almasının önünü kapatıp çiftçi lehine fiyat belirleme olanağını ortadan kaldırmış. Fiskobirlik bir fındık üreticisi kooperatifleri birliği, yani üretici fiyatı belirliyordu. Dahası, 2006 yılında da hükümetin Avrupa birliği uyum yasaları çerçevesinde “Tarım Reformu” diyen adlandırılan girişimi ile devletin tarımsal ürünler konusundaki belirleyici rolü de ortadan kalmış (Meraklısına not, bu konuda Avrupa birliği ile uyum yasaları hakkında gösterilen hassasiyet vizenin kaldırılmasında gösterilmiyor ve 72 maddelik uyum protokolünün en önemli 6 maddesi yürürlüğe geçmediği için hala kuyrukta bekliyorsunuz, bu altı maddeyi eminim okumak istersiniz)(https://yetkinreport.com/2025/10/28/ab-ile-vize-muafiyeti-devlet-o-is-zor-dedi-ama-okuyabilen-anladi/?utm_source=mailpoet&utm_medium=email&utm_source_platform=mailpoet&utm_campaign=blogumuzdan-son-newsletter-total-yazi_1). Bu tarım reformundan sonra devreye özel şirketler giriyor. İşler iyice karışıyor. AKP kurucularında olan Cüneyt Zapsu’nun Balsu şirketi ve Oltan gıda bu dönemde büyümeye başlıyor. Zapsu aynı zamanda bazı zincir mağazaların da kurucuları arasındadır. Zapsu, yapay zekanın belirttiğine göre Oltan gıdanın Ferrero ya satışı sırasında Balsu aracılığı ile katalizör rol oynamış olabilirmiş. Ne yani, bilgi var da erişilmiyor mu? Benim hakkımda her türlü verinin internette olmasına karşın yukarıda sözü edilen ticari faaliyetlere ait bilgilerin olmaması da ayrı bir acayiplik. Oltan gıdayı Ferrero alıyor ve artık Ferrero fiyatı belirliyor zira Oltan gıda en büyük alıcıymış ve Ferrero’nun TR web sitesine bakarsanız ekolojik tarıma destek veriyorlar. Tek destek vermedikleri fındık üreticileri. Fındığı bir önceki senenin hasadı zamanında bir sonraki sene için tarlada alıyorlar. Tabii, çiftçinin pazarlık gücü sınırlı zira fındığını depolayamıyor. Meraklıları için not: Fındık toplandıktan sonra bekletilirken alfatoksin oluşumu nedeniyle küf gelişmemesi için uygun depolanması lazım. Fiskobirlik’in yaygın olarak her ilçedeki depoları şu anda atıl ve kullanılmıyor. Hatta bazıları satılığa çıkarılmış. Depolanamayan fındık ucuza satılma zorunda kalınıyor. Satılmaz is küflenecek ve ticari değeri tamamen ortadan kalkacak. Hava biraz rutubetli bildiğiniz gibi..

Bu satırları yazmış olmama rağmen bu işin bu kadar basit anlaşılamayacağını düşündüğüm için yazımı yayımlamadan biraz daha konuyu okudum. Yukarıdaki bilgilerin bir kısmı doğru olmakla birlikte konunun daha derin olduğu ve yaklaşık Türkiye nüfusunun %10 luk bir kısmını ilgilendirdiğini ve temelde çıkış noktasının tarımın modernleşememesi ve merkezi yönetimin seçim kaygılarının olduğu anlaşılmakta. Prof. Dr. Havva Tunç’un bu bağlantıda (https://www.havvatunc.com/2017/09/19/tarimda-fiyat-olusumun-ekonomi-politigi-ve-findik-fiyati/) bulacağınız yazısını yazımın sonuna kopyaladım.
Diyeceksiniz ki “sana ne”. Ama Kaan da böyle, ikinci el Eurofighter alımı da böyle. Ben hastama zarar verirsem, istemeden bile yapmış olsam tazminat öderim.. Hakimler, siyasiler (belediye başkanları dahil) ne durumdalar. Özfatura’nın İzmir’de yaptığı viyadük kullanılıyor mu? Gökçek için bu soruyu hiç sormuyorum zira 182 futbol sahası büyüklüğündeki dinazor konulu park hakkında bilinenler ortada.
Ama haklısınız bana ne, ben ameliyat yapmaya devam etmeliyim. Bu arada yemek tariflerimi de okuyun ve aşağıdaki abonelik tuşuna dokunursanız her yeni yazı size gelir. Trabzon’ dayız. Trabzon’a ilk 1991 de gitmiştim. Tatlı küçük bir şehirdi. O zamanlar hafif tutucu idi. Hala da öyle. Ama zinciri kıranlar da var. Yine de Karadeniz’in o kısmı daha mutaassıp. Ünye ve Fatsa da artık öyle. Terzi Fikri’nin üzerinden çok su akmış. Ama daha çok su kaldırır.

Trabzon artık tatlı, küçük şehir değil. Çirkin yapılaşmış, İstanbul benzeri, komşu tepeleri, vadileri ele geçirmiş vahşi bir şehir. Trafiğin sürekli tıkalı olduğu, yağmur ile nefesi kesilen şimdiki Trabzon’un 90’ların başındaki sevimli Trabzon ile ilgisi yok. Aşağıdaki güncel sayılabilecek fotoğrafta aynı kalan tek şey bulutlar. Yine her fırsatta yağıyor.

Trabzon’da bu sabaha uyandım. O zamana kadar yağmurdan pek bir çekiniyordum zira yağmurda motor kullanma deneyimim sınırlı idi. Önce otelde güzelce hazırlandım, yağmurluk vs. Bu arada hem kuzedeki yağmurlu hava hem de güneydeki sıcak hava ekipmanının motorda taşımak olanaksız. Bu nedenle Erzurumda kalacağım otele ve Gaziantep’teki meslektaşlarıma iki ayrı bavul göndermiştim. Trabzon’da ağır yağmur ekipmanı giyip yola çıktım. Daha ilk kavşakta düşüyordum, bildiğiniz taksi davranışı, önüme kırınca acemilikle arka freni sıkmam sayesinde az daha yere düşecektim. Yandaki arabaya motorumun arkası savrulduğu için çarptım ama sürücü “abi dert etme, hava yağışlı, dikkatli ol” diyerek beni korudu.

Hedefim Zigana zirvesinden, yani dağın tepesinden geçmek, oradan Gümüşhane ve ardından Erzurum. Sonradan anladığım kadarı ile tepede 3 yol varmış. Biri yeni yapılan (2023) 14 km’lik tünel. Yok, benim hedefim tepenin üzerinden geçmek. Dağa kuzeyden tırmanırken yağmur atıştırıyordu. 2032 metredeki geçide doğru giderken bulut içine girdim, yağmur yerini ahmak ıslatana bıraktı ve sonunda bulutun üzerine çıkınca güneş yüzünü gösterdi. Ama aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi tepeyi ıskalamıştım ve eski Zigana geçidinden geçmek zorunda kaldım.

Geçitten sonra alçalmaya başlıyorsunuz. Gümüşhane öncesinde yine birkaç tepe var 2000m civarında ama artık o orman örgüsü yok.

Elbette rutubet de dağın diğer tarafında kalmış.
Gümüşhaneden sonra yolun geri kalanı bilinen doğu Anadolu. Tepeler, yaylalar, düzlükler.. Erzurum 1900 m yükseklikte ve neredeyse Zigana’dan sonra bu rakımı koruyorsunuz. Vaktim olsaydı Bayburt’da Baksı müzesine uğrardım ama Erzurum’dan sonra Tatvan yolunda olacağım için zaman ayıramadım.
Devam edecek, kayıt olmayı ihmal etmeyiniz.
Erzurum ile ilgili fazla bir şey yazamadım zira zaten pek de yok. Kongrenin toplandığı Sansaryan koleji şimdilerde Resim Heykel Müzesi olarak anılıyor. 1991 yılında Cumhuriyet tarihi müzesi iken gezdiğim için bir kez daha gitmedim. Ama Erzurum Kongresi, 1881 yılında Mıgırdıç Sanasaryan tarafından kurulan ve 1912’de Ermeni olaylarından sonra kapatılan Sanasaryan Koleji‘nin binasında gerçekleştirilmiş. Şimdilerde şehrin kısmen dışında olan Hilton’da alkollü içecek yok, yandaki Big Cheffs lokantasına gönderiyorlar. Garsonlar çok kibar, şarap var, pizza var, kötü değil. Yatay döner yemek ile aynı kalitede.
——————————————————————————————————-
Prof. Dr. Havva Tunç
Türk Tarımında, Fındıkta Durum Nedir?
Tarım ürünlerinin yapısal özellikleri ve Türk Tarım sektöründe izlenen politikalar nedeniyle “Türk üreticisinin yetiştirdiği ürünü gerçek değerinden düşük değerde ya da fiyatta ve zamanında önce satmasına, ülke ve üreticinin suiistimal edilmesine ve/veya zarar etmesine engel olmak amacıyla, Türk Tarımında yasal düzenlemeler” yapılmıştır.“Tarım Satış Kooperatifleri” bu düzenlemelerden biridir.
Fındık üretimi Karadeniz Bölgesinin tamamında, Marmara Bölgesinin bir kısmında piyasa için; bazı bölgelerimizde de fındık üretimi pazar için değil, geçimlik amaçla yapılmaktadır. Türkiye toplam dünya fındık talebinin yaklaşık %80’nini karşılamaktadır.Türk Tarımında fındık üretiminde 8 milyon kişi çalışmaktadır. Türkiye Ekonomisi yıllık fındık ihracatından yaklaşık 2- 2.5 milyar dolar gelir elde etmektedir. Toplam fındık arzında % 8 arz fazlası bulunmaktadır. Türk fındık üreticisi uluslararası fındık talebinin %80’nini karşılamaktadır. Buna rağmen Türkiye uluslararası fındık fiyatının belirlenmesinde söz sahibi olmayıp, fındığın birim fiyatı Hamburg Borsasında(Türkiye’nin dışında) belirlenmektedir. Toplam fındık ihracatının % 70’i Avrupa Çikolata Sanayine gitmektedir. Yani, Avrupa çikolata sanayinin temel hammaddesi olan fındık Türkiye tarafından karşılanmaktadır. Dünya çikolata sanayinin temel hammaddesi olan bir ürün için %8‘lik bir arz fazlası olması gereken bir durumdur.
Fındık ürünü için Tarım Satış Kooperatifi nitelikli kuruluş Fiskobirlik’tir. Fiskobirlik belirlenen taban fiyattan üreticiden satın aldığı fındığı uygun fiyat ve koşullarda piyasaya satar. Fiskobirlik bu fındık alım ve satımlarından dolayı her yıl 100 milyon dolar zarar etmektedir. Bu zarar hükümetler tarafından karşılanmaktaydı. Ve 2003 yılına kadar yapılan uygulama bu yönde olmuştur. 2003 yılından itibaren tarımda yaşanan yeniden yapılanma ile Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri özerkleştirildi. Hükümetlerin kooperatif ve birliklere yaptığı destekler kaldırıldı ve zararların devlet tarafından üstlenilmesine son verildi. Tarım Satış Kooperatiflerin ve Birliklerin piyasa koşullarına uyması, kaynaklarını daha rasyonel kullanması, özel bir ticari işletme gibi faaliyetini sürdürmesi için yeniden yapılanması sağlandı. Olağanüstü durumlarda kooperatiflerin ve birliklerin “Devlet Fiyat ve İstikrar Fonundan” kredi alabilmelerine imkân verecek düzenlemeler yapıldı.
2005 yılında fındığın taban birim fiyatı 7,1 YTL olarak tespit edilmiştir. Fiskobirlik bu fiyattan fındık alımında bulunmuştur. Fiskobirlik fındık üreticisinden yaptığı alımlar karşılığı ödeme yapamamıştır ve hatta 8–10 ay boyunca hiç ödeme yapmamış olup 2006 yılı için de fındık alımı yapamayacağını ilan etmiştir.Ve buna 2006 yılı yaşanan rekolte fazlası eklenince, üründe zaten mevcut olan arz fazlasının daha da artmasına yol açmıştır. Fiskobirlik “devlet fiyat ve istikrar fonuna” kredi almak için başvurduğunu ama alamadığını dolayısıyla üreticiye ödeme yapamayacağını ve yeni fındık alımlarında(2006 yılı) bulunamayacağını söyleyerek bu durumun sorumlusu olarak da hükümeti göstermiştir. Ayrıca Fiskobirlik Yönetim Kurulu Başkanı Salih Erdem “Hükümetin Fiskobirlik yönetimine kendi istediği kişileri koyamadığı için Fiskobirlik’e kredi vermediğini” iddia etmiştir. Hükümet ile Fiskobirlik arasındaki tartışma fındığın birim fiyatını 4,5 TL’den 2,1 TL’ye kadar düşmesine yol açmıştır. Üreticinin hem geçmiş yıldan olan alacağını veremeyeceğini, hem bu yılki ürününü satın alamayacağını Fiskobirlik tarafından belirtilmesi yanı sıra fındığın birim fiyatının 2.1TL’ye kadar düşmesi, fındık üreticisinin zor durumda kalmasına ve tepkisine yol açmıştır.
Fındık üreticisi bu dönemde de her dönem olduğu gibi beklediğini bulamamış zarar etmiştir. Fındık ürünündeki bu durum tarımsal üreticinin geri kalmışlığına güzel bir örnek olup tarımda kalkınamamışlığımızın nedenini açıklar. Zira kalkınmanın yolu tarımda başlar,Tarım Sektörünün gelişmişliği sanayinin gelişebilmesi için de gereklidir. Tarım sanayiye temel girdi sağlayan önemli bir sektördür. Tarımsal gelişimini tamamlamayan ekonomiler sanayileşmede de gelişmişliği gerçekleştirememektedirler.
2008,2009,2010 yıllarında yukarda anlatılanlardan farklı yapılanma olmadı. Ancak, 2012 yılında durum biraz daha değişerek devlet fındıkta taban fiyat uygulamasını değiştireceğini açıkladı. Daha açıkça ifade edersek devletin artık taban fiyatı belirlemeyeceği taban fiyatın doğrudan piyasanın aktörlerince, piyasa koşullarınca belirleneceği açıklandı. Diğer bir deyişle Devlet fındık fiyatının belirlenmesinde taban fiyat uygulamasına son vererek Tüccar ve Fiskobirlik gibi piyasaya alıcı olarak çıkacaktır.
Piyasa koşulları içinde, gerek Fiskobirlik gerek Devlet gerekse Tüccar piyasa aktörleri olarak fındık üreticisinin karşısına çıkacak olursa oluşacak fiyatın üreticiden çok alıcı konumunda olan aktörleri memnun edecektir(serbest piyasa ekonomisinde karı maksimize etme prensibi).
2012 fındık taban fiyatının devlet tarafından belirlenmeyeceği kararına üreticiden gelen tepkiler ve sosyal huzursuzluk, daha da önemlisi gelecek yılın seçim yılı olması nedeniyle devlet taban fiyat uygulamasını kaldırmaktan vazgeçti. Devlet, fındıkta taban fiyatın bu dönemde de belirleneceğinin altını çizerek ortalığı yatıştırdı. Ancak fındık üreticisi siyasetçilerin fındık taban fiyat uygulamasını bir politika aracı olarak kullanmalarından rahatsız olduğu gibi başı sonu belli bir fındık politikası uygulanmamasının memnuniyetsizliği içindedir.Ve olası fındık taban fiyatını tahmin edebilen üretici bu fiyattan ve bu durumdan hoşnut olmadığını ve olamayacağını değişik ortamlarda dile getirmektedir.
Diğer taraftan fındık üreticileri kendi aralarında “Üretici Kooperatifi” şeklinde örgütlenemediklerinden üretici çift taraflı sömürüye açık olmaktadırlar ve olacaktırlar. Fındık arzının bol olduğu(az) dönemde fiyatın maliyetin altın(üstünde) oluşacağı kesindir. Diğer bir deyişle devlet taban fiyat belirlemediği sürece fındık fiyatı ürünün piyasa sunulmasıyla beraber oluşacak piyasa fiyatı toplam ürün miktarına göre düşük veya yüksek olacaktır.
Fındıkta bu yaşanan olumsuzlukları ortadan kaldırmak için yapılması gerekenleri özetlenirse:
1.Hükümet ya da tarımdan sorumlu bakanlık taban fiyat açıklamasını sürdürmelidir.
2.Belirlediği fiyattan ürünü alabileceğini üreticiye açıklanmalıdır.
3.Fiskobirlik’i fındık üreticilerin haklarını koruyacak şekilde yapılanmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmalı ve söz konusu kurumu denetleyici bir mekanizma oluşturulmalıdır.
4.Fiskobirlik’in işleyişini rasyonelize edecek yönetim ve denetim mekanizması kurulmalıdır. Bu tür yapılanma kısa dönemde üreticileri rahatlatacak uzun dönmede ise sektörü rasyonelize edecektir.
5.Fındık üretiminde üretim planlaması yapılmalı, olması gereken arz fazlası tespit edilmeli ve daha fazla olması olası arz fazlasını elimine edecek yapısal ve sosyal politikaların uygulamasına acilen geçilmelidir. Bunlar yapılmadığı takdirde her hasat sonunda aynı öykülerin yaşanması kaçınılmazdır. Daha da önemlisi uluslararası fındık ticaretinde kazanılan avantaj uzun dönemde kaybolabilir. Kaybolmasa bile gelişmişlik seviyesinde sıçrama yapabilme şansı yok olabilir.
Sonuç: Tarımsal ürünlerde fiyatın oluşumu piyasa dinamiklerine terk edilmemeli, piyasanın korumacı denetleyici düzenlemeler eşliğinde taban fiyat belirlenmeli, aksi takdirde tarımsal ürün üreticisi zarara uğrayacaktır. Çünkü,tarımsal ürünün yapısı ve tarım üreticisinin konumu gereği piyasada oluşan fiyat, birkaç üretim dönemi sonrasında üreticinin piyasadan çekilmesine yol açacaktır.
Pamuktan fındığa, fındıktan bala kadar aklınıza gelebilecek tüm tarım ürünlerinde, taze sebze ve meyve dahil, iç piyasa üretimi dış dünyanın rekabetine açılırsa, gerek fiyat gerek üretim yapısı itibarıyla rekabet edilebilirliği sağlayacak destek ve koruma sağlanmaz ve piyasa içi dinamiklere terk edilirse tarımsal ürünlerde fiyat artışı kaçınılmaz olur.
Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.