
Nikon D80 85mm
Unesco Hüseyin’in atölyesi Safranbolu’nun demirciler çarşısında o sıkıcı birbirini tekrarlayan hediyelik eşya dükkanları arasında kolaylıkla dikkat çekiyor. Bu fotoğrafı SB yapınca Hüseyin the Locksmith’in sıcaklığı kayboldu ve tekdüze oldu. Bu neredeyse ikiye indirgenmiş renk daha çok hoşuma gitti.
Safranbolu’da korunan bölge gerçekten ilginç ve etkileyici. Ama ziyaret edecekler birkaç ayrıntıyı önceden bilmeliler. Çarşı’nın olduğu bölge çirkin ve birbirinin tekrarı olan hediyelikçiler, lokumcular parfümcüler tarafından istila edilmiş. Merkez dışındaki sokaklarda gezmek daha keyifli. Bunun dışında gidilebilecek bir güneş saati olan cami var bir de değirmen. Değirmende çay bahçesi var. İlginç değil. Tarihi şehrin olduğu bölgede “yöresel lezzet” yaptığını söyleyen birkaç lokanta var ama tamamı kızımın deyimiyle “aynı şeyin laciverti”. Ülkemizin her yerinde zaten sevilen tariflerin içine eklenen herhangi bir şey ile farklı olduğu iddia edilen ve hazırlanırken malzemesi eksik konulan turist kazığı yemekler. Meraklıları için hala iki de içkili lokanta var.

Nikon D80 135mm

iPhone 13
Bu fotoğrafı severek çektim ve sunuyorum. Kilitçi Hüseyin gibi bu da neredeyse iki renkli. Hüseyin’in fotoğrafına geri döneceğiz ama pirinç levhadan yansıyan ışığın ölçek üzerinde oluşturduğu saçılmanın gölge ile oluşturduğu simetri benim sevme nedenim. Sevmediğim tarafı ise kadrajı. Sanırım çekerken yansımayı dikkate almamışım, hatta görmemiş bile olabilirim.
Safranbolu dan söz ederken Karabük’ü atlamak olmaz. Bölgede metal işçiliğinin böylesine yaygın olmasının temel nedeni. Karabük’e İstanbul yönünden geliyorsanız tepeyi aşınca sizi devasa bir fabrika karşılıyor. Meraklısı Viki den okuyabilir iki ayyaşın 1937’de bu devasa yatırıma nasıl ön ayak olduğunu. Hem de Osmanlı’dan kalan borçları öderken.

iPhone 13
Ama gelin bu anlatının ismini neden Türkilizce koyduğuma. Tarsus’ta okulumuzun bir bahçıvanı vardı. Amerikalı hocalarımız Mustafa the Bahçıvan derledi. Sanırım diğer Mustafalar ile karışmaması için. Kilitçi Hüseyin’in de uluslararası tanınırlığı beni bu başlığa sürükledi. Yoksa demirciler çarşısında kimse ile karışacağı yok, birbirini tekrarlayan fabrikasyon bakıcı ve lokumcular arasında. Hüseyin beyin dükkanına girdiğimde duvarda metal keserken çekilmiş bir fotoğrafını gördüm, zaten aşağıdaki fotoğrafta da elinde. Şakir Eczacıbaşı çekmiş. Sonra da ona göndermiş. Hüseyin the Locksmith’in anlatımıyla “herkes atölyesini hediyelik eşyacıya çevirirken ustamdan aldığım eli inatla korudum”. Locksmith İngilice’de aynı zamanda inatçı insan anlamına da geliyor.

Uzayan sohbetimizde aynı yılda doğmuş olmamız, aynı yılda kendi işimizi kurmuş olmamız, benzer inatçılıklardan yararlanmış/yaralanmış olmamız beni ona yakın hissettirdi. Fakat ben hala oracıkta dükkanda kıvranıyorum, nasıl lafı onun resmini çekmeye getireceğim diye. Nitekim getiremedim zira sohbetin bu amaçla yapılmış olduğu duygusunu oluşturmak istemedim ve dükkanın vitrininin fotoğrafını çekmeye kendimi razı ettim ve dışarıdan çektim. Hüseyin bey meğer beni içeriden izliyormuş ve “poz vereyim mi” diye sorunca yukarıdaki fotoğrafı çekebildim. Fakat poz da poz hani. Deneyimli model..
Sonra da Şakir beyden öğrendiğimi yapabilmek için adres niyetine aşağıdakini çektim. Hüseyin bey basılmış çerçeve eline ulaşınca beni aradı, internetten bulmuş, birdahaki gidişimde kahvesini içeceğim.

Peki bu Unesco tanınırlığı ne anlama geliyor. Kilitçi Hüseyin her ne kadar hediyelik olarak yenilerini yapıyorsa da eski kilitleri orijinal haline getirebiliyor, aynı üretme ve işleme yöntemleri kullanıyor. Özellikle de tarihi eserlerin kapılarındaki kilitler onun alanına giriyormuş. Zaten verilen sertifikada da aslına uygun onardığı yazıyor.
Çok şükür hala akıllı insanlar var..
Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.