İYİ, KÖTÜ ve ÇİRKİN 2

Kemaliyeliler Taşyolu ve Karanlık Kanyon

İlk günün yorgunluğunu Divriği’de bir miktar attıktan sonra artık yolun en heyecanlı kısmına başlıyorum. Yolum uzun değil ama heyecanlı. Biraz da Kemaliye Taşyolu motorcular arasında küçük çaplı bir efsaneye dönüşmüş durumda. Her ne kadar sadece 8 km olsa da bir tarafının yamaç, zeminin taşlık ve toprak olması dikkatli olmayı gerektirecek koşullar. Ama daha oraya gelene kadar başka heyecanlar var.

Divriği’den Erzincan yoluna çıkıyorsunuz, Rüya gibi güzel. 1400-1700 arası rakım. Tatlı kıvrımlar kimse yok. Nefis bir yol, kıvrıla kıvrıla dağların zirvesine doğru tırmanıyorsunuz. Tabii geçtiğiniz yerleri de işaretleyerek.

Sevgili Hasan Gez’in çizdiği çıkartmayı yapıştırmayı ihmal etmiyorum. Biraz furkasyon defekti var ama idare eder. İyice yükseklere çıkınca beni takip eden birini farkına varıyorum. Uzun süre daireler çizerek takip etti beni. Kendimi Red Kit gibi hissetim. Kuşları tanımam, sordum Akbaba olduğunu öğrendim. Hem de nesli tehlikede Mısır Akbaba’sı. Bayılıyorum böyle kuşları, böcekleri, bitkileri tanıyanlara.

İzlediğim yol aşağıda, ve üstteki fotoğrafa dikkatli bakarsanız fotoğrafın ortasında akbabayı göreceksiniz.

Bir ara iyice yaklaşınca daha iyi çekebildim. Sanırım düşmemi bekliyordu. Düşmeyince hayal kırıklığı ile beni terketti. İki saattir ne bir araç geçti ne de insan gördüm. Dağlar ve dağlar, çok heyecanlı. Ama asıl heyecan yakında. Kemaliye Taşyolu’na sadece bir saat kaldı. Bu yoldan geçme isteği duyduğumda önce motor kullananlardan fikir topladım. Çoğu “aman geçme, çok tehlikeli” dedi. Böyle diyenlere sen geçtin mi diye sorunca aldığım yanıt “hayır” oldu. YouTube da paylaşılan videoları izledim, hatta iki paylaşımcı ile telefonlaştım. İkisi de çok yardımcı oldu. Ama en çok aradığım bilgiyi bağlantısını aşağıda verdiğim videoda buldum zira kesmeden tüm yolu çekmiş. Hem de benimle aynı motorla geçmiş. Taşyol 2.29. saniye başlıyor. 19.34. dakikasında çok bozuk olan yolda ben de güçlük yaşadım, ama düşmedim. Sadece motorumun bu yola uygun olmadığımı hissettim. https://www.youtube.com/watch?v=Sotnr67OapE&t=50s

Bu videoyu seyrettikten sonra aklına güvendiğim ve motor gezgini olan Sacit’e telefon ettim. Sacit de TAC den. Sacit bana sevdiğim bir sözü hatırlattı: “Duyduğunun hiç bir şeye inanma, gördüğünün de yarısına inan”.

Seyahat öncesi bilgi toplamakta eski öğrencilerim ve kursiyerlerim çok yardımcı oldular. Birkaç belediye ile telefonlaştım, bazı kasabaların jandarma birliklerine ulaştım, karayolları ile defalarca konuştum ama en çok meslektaşlarımın yardımını gördüm. Bir öğrencim vasıtası ile Kemaliye doğa sporları kulübüne ulaştım ve başkanı ile de konuştum. Herkesten çok meslektaşım Erdal Çetinkaya’nın tanıştırdığı Gürcan Ekinci faydalı oldu. Gürcan bey ile tanışmak için Erzincan’a gideceğim. Motorunuz doğru ise Taş yolun zorluğu 7, ama benimki gibi gezi motoru işi biraz daha zorlaştırdı. Ama harika bir deneyimdi.

Meşhur Kemaliye Taş yolunun kuzey girişi. Kemaliye güney çıkışında. 132 yılda bitirilen yolda el oyması (iş makinesi olmadan) 54 tünel olduğu söyleniyor. Tünellerin bazılarında isimler yazılı. Yazılı isimler tünelin yapılmasında maddi katkısı olanların. Ben tünelleri saymadım ama girişteki trafik uyarıları sanki buraya girme der gibi. Yolu Vali Recep Yazıcıoğlu tamamlamış. Buralarda Recep bey son derece seviliyor. Ben de oturup okudum: https://tr.wikipedia.org/wiki/Recep_Yazıcıoğlu Hele orada bir paragraf var ki bir kısmını alıntılamadan edemedim. Siz de okuyunuz: “Kafamız kalıplarla dolu, dogmalarla dolu. Herkesin kendi doğrusu var. Herkes kendine tapıyor. Farklılıkları zenginlik kabul etmiyoruz. Ve devlet, sistem; ideoloji üretiyor. İdeoloji üreten sistemler demokratik sistemler değil, faşist sistemlerdir. Devletin görevi ideoloji üretmek değildir. İdeoloji, kişilerin, grupların, sivil toplumun tercihidir. Devlet hakemdir, devlet teknik devlettir. Devlet hizmet üretir.” Bir de bu satırların hemen üzerinde sağ-sol yorumu var ki tadından yenmez. Ne yazık ki Recep bey 2003 de bir trafik kazasında sınıf arkadaşı Ahmet Kahveci gibi ölmüş.

Yeri gelmişken biraz da tek başına gezerken alınacak önlemlerden söz etmeliyim. Öyle kimseye haber vermeden başıboş gezinilmiyor. Erzincan’da Gürcan hoca vardı, Tunceli’de Sayir Alparslan, Tokat’ta Veli Çoban, İstanbul’da annem, kardeşim ve yakın dostlarım Önder ile Erdem, Londra’da kızım İrem beni takip ediyordu. Anlık konumumu yola çıkarken açıp “45 dakikadan fazla bir noktada sabit kalırsam beni aramaya başlayın” anlaşması ile ilerliyordum. Hatta bir ara haritada Çemişgezek civarlarında sabit kalmışım, hemen peşime düştüler. Ama onu orada anlatacağım.

Sayfanın başında tünellerden birinin içini görüyorsunuz, Sanırım havalandırma ve moloz atımı için açılan pencerelerden aşağıdaki Fırat (aslında bir kolu olan Karasu) pek de güzel görünüyor. Yer yer tüneller, yer yer nişler arasından ilerliyorsunuz. Sağdaki fotoğraf tünellerden çıkınca Karasu’nun üzerindeki köprüden çekilmiştir. O dağın içindeki karanlık iz Taşyolu..

Tabii, tünelden çıkar çıkmaz hemen etiketimi yapıştırdım. Ve doğru tekne turuna. İki tekne turu yaptıran organizasyon var. Biri olduğum yakada ve hemen kalkacağı için ben de birdim. Taşyol’dan geçmiş mağrur, kadir, muvaffak, muktedir ve tüm sıfatları apoletine yüklemiş motorcu olarak tekneye kuruluyorum. Aşağıdaki videoyu seyrederken sesi kapatınız.

Önce yukarı doğru gidiyoruz. Keskin güneş olmasına rağmen çok güzel esiyor kuzeyden. Ancak dönüş yoluna geçince rüzgar tamamen nötralize oluyor. Komik kaptanımız serinleme saati deyince ben bir an mayomun yanımda olmadığını düşündüm, ama kaptanın planı başka imiş. Önce tekneyi durdurdu, sonra dıştan takma motorun pervanesini yüzeye yakın hale getirdi ve gazı sonuna kadar açtı. Arkaya doğru saçılan sular rüzgar ile üzerimize yağdı. Yolcular o kadar eğlendi ki birkaç kez tekrarlandı. Tamamen ıslandığım için inince T-Shirt değiştirildi. Ama çok güzeldi.

Karasu’nun gezdiğimiz kısmı Karanlık kanyon diye adlandırılıyor (https://tr.wikipedia.org/wiki/Karanlık_Kanyon). UNESCO tarafından dünya mirası geçici listesinde olan kanyonun Grand Canyon’dan sonra ikinci en derin kanyon olduğu iddia edilse de bu asılsız. Ama kanyon meraklıları için bu sayfayı önerebilirim: https://bestdiplomats.org/deepest-canyons-in-the-world/ Haziran ayının 3. haftası doğa sporları festivali varmış. Rafting, zip line, kaya tırmanışı, yüzme, dağ koşusu vs..

Kemaliye

Kemaliyenin girişinden birkaç kilometre önce Prof. Dr. Ali Demirsoy (https://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Demirsoy) doğa tarihi müzesi var. Erzincan Üniversitesi Hacı Ali Akın Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu Kemaliye Yerleşkesinin içinde. Tahmin edildiği üzere Ali hoca da Kemaliye’li.  Ali hoca’nın bir kitabını okumuştum. 10 dan fazla kitabı var. Siz de okumalısınız. Çok çalışkan ve yılmaz bir insan. Talihsizliklerin nasıl üstesinden gelineceğine dair önemli dersler içeriyor. Müzeyi büyük bir zevkle gezdim. Buralara yolu düşenlerin mutlaka uğraması gereken bir yer. Hele hele tıp- biyoloji gibi bir dalda iseniz. Aşağıda size iki örnek. Muhteşem böcek, sürüngen, taş kolleksiyonu var. Hatta bir Anadolu Parsının derisi bile var.

Kemaliye çok güzel bir kasaba. Ahşap yapıları iyi korunmuş. Divriği gibi turizmin gelişmemesinden şikayetçiler, “gelmiyorlar” diyorlar, “gece konaklamıyorlar” diyorlar. Kimsenin aklına gezme dışındaki saatlerin nasıl geçirileceği sorusu gelmiyor. Eski ismi Eğin. İsmin neden değiştirildiği hakkında rivayet muhtelif. Hani dereli bir türkü yazılacaksa o burası olmalıydı. İki tekel bayii var. Hiçbir lokantada ve kaldığım otelde alkollü içki yok, bir tek kamp yerinde var. Tekellerden birine girip viski alıyorum, ve “işler nasıl” diye soruyorum. “Çok şükür yolunda” yanıtını alınca bir kez daha kültürümüzdeki gizli kapaklı iş yapmanın nedenlerini düşünmek zorunda kalıyorum. Yol kenarları boş bira kutuları ile dolu.

Yolda özellikle yurt dışından çok gezgin var. Kaldığım otelde iki motor daha vardı. Bir İngiliz çift ile bir İtalyan kız. Baktım oturmuşlar birlikte bira içiyorlar otelin park yerinde. İngilizler Gürcistan’dan Ermenistan’a geçmişler. 40 gündür yoldalarmış. İtalyan kız ise zor parkurların peşinde olan bir maceracı. Viski sıcak içilmeyeceği için otelden buz istedim. Viskimi görünce buza para aldılar.

Kasabanın bir çok yerinde bu küçük çay-şelale arası sulardan var. Hatta Lökhane’nin sokağında bir de su ile çalışan un değirmeni var.

Lök bir Kemaliye tatlısı. Kuru dut ile cevizin tokmakla ezilmiş hali. Lökhane’ye gelirseniz nasıl yapıldığını da görebilirsiniz. Yapan ustanın gözleri yeni dağılmış bir ilkokul gibi bakıyordu (benim değil Can Yücel’in tanımı, Sevgi Duvarı isimli kitapta ‘Bir numaralı halk düşmanı’ isimli şiirde). Can Yücel’i anmışken daha kısa bir şiirini paylaşmadan edemeyeceğim:

Demin

Kasvet, elinde bir paslı makas,
İstanbul'un asma köprülerini kesti.
Sevdamızın ipinde cirit oynayan cambaz
Şimdi bir kör satırdır içimizde.
Ha düşer,
Ha düşer,
Ha düşer...
Başımızın üstünde demin gülüp duran gökyüzü
Yedekte bir salapurya şimdi

Kemaliye aşağıda gördüğünüz gibi doğa harikası bir yer. Bulunduğum tepeden Karasu ve kıyıları nefis görünüyor. Tam da bu fotoğrafı çektiğim yerde arkanıza dönüp bakarsanız TOKİ’nin mimari devrim yaratan 6-8 katlı konutlarını görürsünüz. Kemaliye çevre platformu uzun zamandır muhalefet etmesine karşın konutlar tamamlanmış. Kanımca bu konutlar uzaydan bile görünüyordur.

Ama biraz daha aşağılarda doğayı ve kentin dokusunu katleden başka bir site daha var. Hemen yukarıdaki fotoğrafı 30 derece sola çevirirseniz manzara şu:

Kızımın deyimi ile “ne ara” bu kadar duyarsız olduk.

Evet yine erkenden uyku yarın sabah 6 da yola çıkacağım. Hedef Tunceli.


Discover more from Korkud Demirel

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

One thought on “İYİ, KÖTÜ ve ÇİRKİN 2

  1. abi merhaba, gezdiğiniz coğrafya bir zamanlar Ermeni yurttaşların yoğun yaşadığı yerler, Hagop Mıntzuri’nin: Armıdan, Fıratın Öte Yanı kitabındaki öyküler tehcir öncesi Erzincan öyküleridir ve çok güzellerdir. Hayırlı yolculuklar, Çağrı.

    Like

Leave a comment