Patlıcan beğendi, şükran ve 19 Mayıs

Patlıcan sebzeler arasında kanımca çıplakken en az lezzetli ama yağ ve/veya ateşle buluştuğunda en lezzetli hale gelen sebzelerden biri. Birçok sebze çiğ yenebilirken, patlıcan için bu imkansız. Hatta piştiğinde bile bazılarında küçük çaplı allerjik reaksiyonlar oluşturabiliyor ve dilleri rahatsız oluyor. Patlııcan kelimesinin kökeni Arapça dan (bādincān بادنجان ). Hindistan kökenli olan bu sebze 1300 lerde Anadolu’ya ulaşmış (https://www.etimolojiturkce.com/kelime/patlıcan).

Arapça şkr kökünden gelen şukrān شكران  “teşekkür etme, minnet duyma” sözcüğünden alıntıdır. Zaten bu yazı da minnet üzerine kurgulanmıştır. Ülkemizde eksik olan duygulardan biridir.Buna ayrıca geleceğiz.

Beğendi yapabilmek için patlıcanların közlenmiş olması gerekir. En iyisi, yazın mangal yakabiliyorken közlemek ve sonra dondurmak, ama koşullarınız buna uymuyorsa ocakta da közleyebilirsiniz. Közlenecek bir de domates var ama bunu ocakta yapmanız mümkün değil zira su salacaktır. Hazırlanacak beğendi zeminine (yağda çevrilmiş un) önce sarımsak (sarımsak sevmeyenler bu yemeği yemeyebilir)eklenerek kavrulduktan sonra sıra kapya biberine (bu kelime de İspanyoca’dan gelmektedir ve biber anlamındadır) gelecektir. Un kavurmayı hafife almayınız, ilk sıkım zeytinyağı Kuzey Ege’den olursa daha hafif olur. Emecik zeytinlerinden elde edilen yağ yüksek ısıda çok baskın hale geçiyor, daha çok soğuk kullanıma uygun. Unun rengi dönünce tamam, zaten hayat zamanlama üzerine kurulu değil mi! (Bu konuda da yazacağım, zira huzursuz ve aceleci kalbim nedeniyle çok şey kaybettim). Unun üzerine közlenmiş patlıcan (meraklısına not: hazır alacağınız közlenmiş patlıcan kimyasal içermektedir, onu yiyeceğinize bana haber verin ben size gönderirim), ve ardından domates. Domatesleri annem yetiştiriyor. Zamanında kliniğimizin efsane hemşiresi “Çatlak Ayşe” den alınan tohumlarla. Ayşe hanım dünyada tanıdığım en samimi ve mesleğinin hakkını veren insanlardan biridir. Bu karışım kısık ateşte kaynama noktasına getirilip kıvamı artıp bütünleşince hazır oluyor.

Şimdi sıra ette. Kuşbaşıdan yapılınca adı Hünkar beğendi oluyor ama kıymadan yapmak daha kolay. Danadan yapmayınız, daha doğrusu mecbur olmadıkça dana yemeyiniz zira tavuk gibi çok fazla anabolik hormon ve steroid içeriyor. Neyse, önce eti kavurmaya başlıyorsunuz. Bilmeyenlere anlatayım, et önce su salacak, sonra da bu su buharlaşacak, işte tam da bu anda soğan eklenecek. Soğan, kuru soğan, normal yemek doğramasında, soğan kızarınca sırası ile sarımsak, küp havuç, küp kapya, ve arzu edildiği kadar acı kırmızı biber salçası (en lezzetlisi Antakya’da bulunuyor, bulamazsanız haber verin) ekleyip kavurmaya devam. Bu aşamada az da olsa iri kırım bulgur da yakışır. Biberi soğan renk değiştirdikten sonra koyunuz, aksi takdirde renk değişimini algılayamazsınız.

Zaten artık sonuna yaklaştık, sarımsaklı yoğurt eklemek kaldı. Yoğurdu da evde yapınız, son derece kolay ve günlük sütten çok kolay yapılıyor.

Yoğurdu eklerken sakın cömert davranmayınız. Ne kadar az o kadar iyi..

Sibel Düzel‘in güzel tabaklarında servis etmeden hemen önce üzerine taze maydonoz doğrayınız ve iri çekilmiş karabiber eklemeyi ihmal etmeyiniz.

Peki ben bunu niye anlattım. Toplumuzda kıymet bilmemek öyle bir seviyeye ulaştı ki, bireysel çıkarlar uğruna herkes birbirini satıyor ve bunu da bir zeka göstergesi olarak algılıyor. Şu anda sevgili Atatürk’ün yarattığı ülke olanaklarını kullanarak ona küfredenler bile nereden geldiklerinin farkında değiller.

Ama zaten bir şükür sorunumuz var. “Çok şükür” deme özürlü bir toplum olduk, hep talep, hep talep. İşin kötüsü asıl sorun iyi eğitimliler arasında, zira eğitimlilerin neredeyse büyük bir kısmı edindikleri değerlerin sadece kendi çabaları sayesinde olduğuna ikna olmuşlar. Tarihi o günkü koşulları içinde değerlendirmek yerine cehaletlerini kendi ideal koşulları ile mihenk taşına sürtmekteler. Muhtemelen fizikleri zayıf, zira fizikten felsefeye kadar uzanan görelilik (https://tr.wikipedia.org/wiki/Görelilik_teorisi) teorisini okumayı unutmuşlar yetersiz eğitimleri sırasında.

Laf çok uzadı. Patlıcan nere, şükran nere! 19 Mayıs Atatürk’ü ve çalışma arkadaşlarını anma ve onlara şükranlarımızı sunma günüdür. Bu günde kanımca özel yemekler pişirilmeli ve yeni kuşaklara bunlar öğretilmelidir. Eğer biz bildiğimiz kıymeti çocuklarımıza öğretemeyeceksek, onların geçmişimizi takdir etmesini nasıl sağlarız. 19 Mayıs’ı ailece kutlamalı ve ona uygun ziyafetler hazırlamalıyız. Patlıcan yemekleri bunların başında gelir bence..

Bu kadar ülke gezip, bir çoğunda mesleki konuşmalar yaptıktan sonra komşularımıza göre ülkemin nerede olduğunu daha iyi değerlendirebildiğim için önce Atatürk’e ve ekibine, sonra aileme şükranlarımı sunarım. Ülkemin kurucularını “Ayyaş” olarak niteleyenlere ise patlıcan öneririm.

Ayyaş demişken güzel bir şarapla süslenmezse bu yemekler ziyan olacaktır. Ülkemizde birçok güzel şarap üretiliyor. Her ne kadar hükümet içenleri de üretenleri de cezalandırmaya çalışsa da hayat devam ediyor..

Bu üretici burnundan kıl aldırmasa hatta hafif düzeyde küstah olsa da şarabı iyi. Daha iyi davranını bulunca terk ederiz.

Sonuç olarak bu coğrafyada bir yerde yaşayacaksanız orası burası. Aklınızdan gitmek geçiyor ise fikir yürütmeyiniz lütfen..


Discover more from Korkud Demirel

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a comment