Ne kadar alakasız değil mi? Ama bir de benim açımdan bakınız, Korona nedeniyle eve kapanmamış olsaydım bu yazıyı yazacak vaktim de olmayacaktı. Korona ülkemin kendini temiz sanan ama sağlık kurallarını hiçe sayan insanlarını temiz olmaya zorladığı gibi beni de işimin dışında sevdiğim uğraşılara zaman ayırmaya zorladı.
Önce kuzu: Kuzu kokar diyorsanız, brokoli de kokar ve geri kalanını okumayınız. Size önerim kuzu kol almanız. Zira hem kemik hem et var. Kemik önemli zira et kemiğe yaklaştıkça lezzetli olur.
Bulgur: Bulgur anlamadığım bir nedenle bizde hafif köylü bulunur. Halbuki bulgur makarnadan keyifli ve lezzetli bir tıkaçtır. Her yemekle birlikte son derece iyi gider, yakında ahtapotlu bulguru da anlatacağım. Çorbası da güzel olur, dolmalarda kullanıldığında parmağınızı yersiniz. Aslında bulgurun gerektiği önemi kazanamamısın bir nedeni de batı tarafından bilinmemesi ve bizim sığ batıcılarımızın da haberlerinin olmaması. Zira kanımca bulgur doğunun makarnasıdır. Sığ batıcı iseniz ve hala bulgur konusunda bilginiz gelişmemişse (https://en.wikipedia.org/wiki/Bulgur) sayfasına bakmanızı rica ederim. Atatürk’ün batılılaşma projesinin tembeller tarafından yanlış anlaşıldığına inanan bir kişi olarak bulgur hakkındaki fikirlerinizin değişmesini gönülden dilerim. Bulgurun köftelik (en ince çekilmiş olanı), pilavlık (tane, kalın ve ince olarak üç türü vardır, incesi köftelikten kalındır) ve kırma denilen en kalın olmak üzere üç türü vardır.
Domates: Ben erkek olduğum için kadın diyeceğim ancak gerçek anlamda domates karşı cins gibidir. Olmazsa olmaz.
Soğan: Arpacık veya ekvator hattı genişlerinden seçilmiş kuru soğan
Kuru Erik: Bir başka olmaz ise olmaz. Zira kurutulmuş mürdüm eriğinin ekşi ile tatlı arası tadı, evet ile hayır arasında kadar incedir.
Pişirim: Koyun buharda sebzelerle pişiriliyor. Arpacık soğanı sabrınızı zorlamıyorsa iyi ama jülyen (elma dilimi) (genellikle Türkçe kelimeleri seçmeye çalışırım ama bu kelimeyi de severim, kökeni ise etimoloji sözlüğünde şöyle anlatılıyor: Fransızca ve İngilizce julienne “ince şerit halinde doğranmış sebze” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Fransızca Jules veya Julien “erkek adı” özel adından alıntıdır. Bu sözcük Latince aynı anlama gelen Iulius veya Iulianus özel adından alıntıdır), tekrarlamak gerekirse jülyen doğranmış soğanın da aşağıda kalır yönü yok. Kış ise ayva da koyunuz jülyen kesim ile. Sebzelerin arasında 1e1 oranda havuç olmalı. Unutmayınız en az iki saat pişecek. Bilmeyenler için anlatıyorum, buharda pişmek için özel araçlara ihtiyacınız var. Diş hekimliğindeki gibi alet çalışır el övünür. Düdüklü tencere zamanı ciddi bir şekilde kısaltır. Ama düdüklü yok ise tencere içi kafes kullanabilirsiniz veya etlerin altına kalın kemiklerden (et suyu yapmak için olanlardan) koyabilirsiniz. Amaç su ile etin temasını kesmek. Lütfen acele etmeyiniz ve alttaki su kaynadıktan sonra mümkün olan en kısık ateşte pişiriniz. Piştiğini ise yağ katmanları ile etin birbirinden kolay ayrılması ile anlayacaksınız. Pişerken az miktarda tuz koymayı unutmayınız.
Bulguru pişirmeden önce soğanı kavurmanız gerekir. Tercihen kaliteli sızma zeytinyağında arpacık veya jülyen kesimli soğanın kavrulmasının yarısına gelindiğinde kapya biberi küçük doğrayıp kavurmaya devam ediniz. Biberin yağa karıştırdığı suyun dumanı ve sesi geçtikten sonra bulguru ekleyebilirsiniz. Miktar konusunda özgürsünüz ama “artmazsa yetmez” mantığı işe yarar. Neyse lafı uzatmayayım bulguru kavururken bir kısmının renginin değiştiğini hatta opaklığını yitirerek saydamlaşmaya başladığını göreceksiniz. Hele aralarında bir kısmının karardığını görürseniz kavurma işi kararındadır. Artık domatesi ekleyebilirsiniz. Domatesi her porsiyon için bir iri domates olarak düşününüz. Mutlaka kabukları ile, iri parçalar halinde pişiriniz. Domatesi atınca ikinci cayırdama seansını yaşayacaksınız ve etraf durulunca koyduğunuz bulgur kadar içme suyunun ekleyip fokurdayana kadar yüksek ateşte, fokurdadıktan sonra ise en kısık ateşte ağzı kapalı pişiriniz. Domatesi eklediğiniz aşamada erikleri de koymalısınız. Erik miktarı da porsiyona bir tam erik düşecek şekilde ayarlayınız. Bulgur pişip de suyunu çekmemişse ağzını açık tutunuz. Pişirme sırasında gerektiği kadardan bir tık daha az tuz, belli belirsiz acılık verecek kadar kırmızı biber eklemeyi unutmayınız.
Sunum: Resimde de görüldüğü gibi küçük bir miktar bulgur pilavının üzerine kuzuyu yatırıp ve üzerine belli belirsiz kekik serpiniz. Ben biraz özensiz yerleştirmişim yeme takımlarını zira acelem vardı.
Şarap: Zaten amaç bir bardak şarap içmekti. Son zamanlarda içtiğim şarapların arasında Chateau Nuzun’un şarapları en çok ilgimi çekenleri. Ancak yerli (Anadolu topraklarına ait olan üzüm cinsi) üzümlerden şarapları yok. Aslında Türkçeye Endemik olarak girmiş olması lazım ana tıpta başka bir şey anlaşılacağı için kullanmamaya çalışıyorum. Bir başka yazımda anlattığım ve dünyaya tanıtamadığımız Öküzgözü (Elazığ), Boğazkere (Diyarbakır), Kalecik karası (Ankara) gibi üzümlerden yapılan şaraplar benim tercihimdir zira bu üzümlerin kendileri bile lezzetlidir, ve bizde çok iyi işlenerek nefis şaraplara dönüştürülürler.
Korona: Doğanın bir başkaldırısı. Tıpkı tufanlar, kontrolsüz yağan yağmurlar gibi bir belirti. İnsanın doğa ile daha uyumlu olması gerektiğini ve hoyratça onu tüketemeyeceğimizi hatırlatacak bizlere, yani umarım. İlk gençliğimde okuduğum Engels’in doğanın diyalektiği kitabını hatırladım bu hastalıkla.
İnançlı iseniz Tanrı’nın mesajı olarak da alabilirsiniz bu durumu.
Koronaya karşı ne yapmalı diye sorarsanız normal temizlik kurallarına uyunuz, gerekmedikçe evden çıkmayınız, telaşlanmayınız ve yemek yapınız diye öneririm. Haa, bir de yaşlılarınızı seviyorsanız onlardan uzak durunuz. Bu arada televizyondan da uzak durunuz ve haber almak istiyorsanız Türk Tabipleri Birliği (http://www.ttb.org.tr), Dünya Sağlık Örgütü (https://www.who.int), TC Sağlık Bakanlığı (https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/covid19) gibi güvenilir kaynaklara baş vurunuz.
Okunacak kitaplar: Kolera zamanında aşk (Gabriel Garcia Marquez), Dar koridor (Daron Acemoğlu+James Robinson), Zeytinlikten sofraya zeytinyağının hikayesi (Zeynep Delen Nircan et.al) ve Clarissa (Stephan Zweig).
Son söz: Ekonomiyi her şey sananların ne kadar yanıldıklarını anlayacağımız günlerdeyiz. Ekonomi bizim için. Önce bizim sağlığımız. 16 milyonluk İstanbul un yetmeyeceğini daha büyük olması gerektiğini düşünenlere Vuhan’ın da 11 Milyon olduğunu hatırlatmakta fayda var.
Bilimin ışığından ayrılanları kurt kapar. Aaah Atatürk!!!!!
Sağlıcakla kalınız..
Discover more from Korkud Demirel
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
One thought on “Bulgur yatağında kuzu ve Korona”