Penne Anatolina

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

Bu satırları yazanı hatırlamıyorsanız sizin adınıza üzüldüm, dünyadan haberiniz yok. Hele hele yok edin insanın insana kulluğunu dizesi var ki, tadından yenilmez. Bunu da hatırlamadıysanız size bu makarna tarifi bir beden büyük gelir.

Bu aralar babamı çok sık anıyorum. Sert adamdı, azıcık da korkardım ama doğru karar vereceğine güvenim hep tamdı. Yine babamla anılarımdan; 70 li yılların ilk yarılarında babamın Diyarbakır hava üssündeki ofisindeyim. Ofis dediğim bir minik odacık, bir masa ki yüzeyi mavi muşamba ve etrafı aluminyum kenar ile çevrilmiş.  Babam yarbay ve içeri bir general girdi ve babam ve diğer subaylar zıpkın gibi dikey konuma geçtiler. Ben de istifimi bozmadım, babamın makam masasındaki koltukta oturmaya devam ettim. General amca ne dedi hatırlamıyorum ama bana dönüp bu kimin oğlu dedi. Sağolsun babam beni üstlendi. Bana birşey demedi ama babam ile kısık sesle birşeyler konuştular. Bugünkünden %10 daha fazla akıllı olduğum için konuyu anlamıştım. Omzu kalabalık gittikten sonra biraz da korkudan babama durumdan duyduğum rahatsızlığı yansıtınca, babamdan ders gibi bir yanıt aldım: Oğlum o benim komutanım, senin değil, senin böyle bir zorunluluğun yok. Kul olmak diyorduk ya, bizim evde kulluk yoktu, kul yoktu.  Bu gün geldiğimiz yerde sadece kulluk geçiyor, ama bizim konumuz makarna.

Bu makarnaya ismini vermeden önce internetten bu ismin kullanılıp kullanılmadığını da kontrol ettim ve evet birisi Mihaliç peyniri ile yaptığı makarnaya bu ismi vermiş ama benim aklıma yatmadı.  Eger Anadolu makarnası olacak ise türlü ile olmalıydı.

Bu makarna tam bir denemedir. Önce yaptığım türlüyü anlatayım. Bildiğiniz gibi türlüye evdeki herşey konulur. Bir anlamda fondue ye benzetebilirsiniz. Bu yaptığımda da patlıcan, bamya, tatlı kırmızı biber, sivri biber,  sarımsak (çok bol, iki baş), kabak, bolca domates ve soğan vardı. Bunlar vardı ama bir ayrıntının da altını çizmeliyim. Bu içeriğin tamamı iri doğranmış ve kimliklerini yitirmeyecek sırada pişmeye eklenmiştir.

IMG_1669 copy

Resimde de görüldüğü gibi sebzeler iri doğrandığı için kimliğini yitirmemiştir. Ayrıca güvecin vazgeçilmezi olan kemikli et de vardır ama burada ben tercihimi oğlak eti olarak kullandım.  Kemikli olması önemli, çünkü kemiğe komşu et daha lezzetli. Elbette yavaş pişirildi ve ardında dinlenmeye bırakıldı. Konacak sebzelerin miktarı ise işin asıl püf noktası, yani ekşi istiyorsanız domatesi, tatlı olmasını istiyorsanız soğanı, ağdalı olmasını istiyorsanız bamyayı, acı seviyorsanız sivri biberi, susuz istiyorsanız patatesi arttırmanız lazım. Ama sarımsak ve patlıcan her koşulda bol olmalı. Evet bunlar da hazırlandıktan ve asıl önemlisi dinlendirildikten sonra 83 numara boru makarna bol tuzlu suda diri pişirilir (önerilenden 1 dakika kısa). Dikkat ederseniz etin yağı olduğu için hiç yağ, makarnanın fazla tuzu olduğu için hiç tuz eklenmedi. IMG_1674

Ama asıl önemlisi sevgi ile pişirildi ve üzerine çiçek açmış bir kekik dalı ile servis edildi.Fotoğraftaki çiçekleri gördünüz değil mi.

Tabii tek başına yemek mümkün değil. Anadolu makarnası olunca yurdumuzun üzümlerinden bir de şarap gerekli. Bilmediğiniz gibi Anadolu, hani şu Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan coğrafya var ya bir üzüm ülkesi. Her üzüm çok kaliteli yetişiyor. Dünya üzümlerinin yanı sıra yerli üzümlerimiz de var. Öküzgözü (Elazığ), Boğazkere (Diyarbakır), Kalecik karası (Ankara, Kızılırmak kıyıları ) kırmızılar arasında ilk sıradakiler. Bir çok  beyazımız da var. Ancak alkol içermesi nedeni ile giderek son yıllardaki hükümetlerin engellemek için doğrudan ve dolaylı olarak müdehale ettikleri şarap üretimi bir türlü verimli hale gelmiyor.

IMG_1676Lafı uzatmadan bu yemek de tatlar dengeli ve yumuşak olduğu için bir Öküzgüzü ile yemenizi öneririm. Ama fotoğraftan da görülebileceği gibi serinletilmiş olmalı, ki dolaptan çıkınca terlesin. Bu arada küçük bir kıyaslama: Buzbağ ın Ökğüzgözü monosepajı Kavaklıdere’nınki kadar başarılı değil.

Son söz: Anadolu makarnasının ileride daha farklı formüllerini de paylaşacağım. Daha önce de belirttiğim gibi bu bir deneysel çalışma idi. İyi bir deneydi ama bu deneyden asıl aklımda kalan taze çiçek açmış kekik oldu.

Tabağı yapan sanatçı Sibel Düzel den söz etmeden konuyu kapatmak istemiyorum.  Kaş’da nefis bir galerisi var (http://www.gallery-anatolia.com) ve karımla ilk olarak 20 yıl önce orayı ziyaret etmiştik. Aradan geçen bunca zamana karşın hala limana inen yolda solda, sondan bir önceki, aynı binada, aynı güzellikte seramik çalışmalarını annesi ile sergiliyorlar. Nefis heykeller de var.  Oraya gidip benden selam söyleyiniz.


Discover more from Korkud Demirel

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a comment